İkinci Bölüm : Gerçek

Kırmızı bir çift göz. Kesinlikle melek falan değildi tabi burada melek beklediği falan yoktu Harry’nin ama beklediği en son kişi karşısında duruyordu!…
“VOLDEMORT!!!”
Kırmızı gözler kısıldı yavaşça, gülüyordu karşısındaki ölüye benzeyen adam.. Gülüyordu! Ama neden?
Buda aklımın bir oyunu olsundiye yalvardı Harry içinden ama canlıydı Voldemort ve ona iyice yaklaşmıştı. Neredeyse burunları birbirine değecekti artık, nefesini yüzünde hissediyordu Harry. Ve tıslamayı andıran bir sesle;
“Yine avucuma düştün çocuk, yine kandın tuzağıma!!!…” ve tiz bir kahkaha attı.
“Olamaz!” diye inledi Harry. Tuzak olamazdı. Dumbledore oradaydı, yoksa o’da karanlık tarafamı geçmişti? Bu imkansızdı. Ama nasıl bir tuzak olabilirdi ki bu? Kafası iyice karışmıştı artık.
” Karşılama sürprizini daha fazla uzatacaktım ama asıl gösteriye dayanamayacak kadar zayıflamıştın o yüzden dah yarısına gelmemişken kestim oyunu. Beğendinmi? Evet daha kötüsü bekliyor seni çocuk! Bana yaşattıklarından sonra seni bir lanetle öldüreceğimi düşünmüyordun herhalde!!”
Kahkahalarla sarsılıyordu vücudu. Harry nasıl bir oyunun içinde olduğunu kavramaya çalışıyordu ama beyni onun yapmasını söylediği şeyleri yapmıyordu çünkü korkudan bedeni gibi oda uyuşmuştu. Kurtulmamın bir yolu varmı diye düşünmeye çalıştı ama Voldemort’un kahkahası kulaklarını yırtarcasına çınlıyordu.
“Bakalım etrafında seni kurtaracak dostların olmadan ne kadar dayanabileceksin Potter!” dedi ve yürümeye başladı.
Harry basamak gibi biryere çıktığını gördü Voldemortun, gözlerini ondan ayıramıyordu. Evet hiç kimsesi yoktu burada ve ölecekti hemde voldemortun dediğine göre hiç çekmediği acılarla.
Aniden beyninde şimşekler çaktı. Buradaydı, Tülün ardında ;
“Sirius!” dedi. O buradaydı ve Harry’i yalnız bırakmazdı.Ama onu nasıl bulacaktı nasıl ulaşacaktı? Çaresizce etrafına baktı, o anda yalnız olmadığını farketti!
Etrafı birsürü insanla kaplıydı. Voldemort Basamakların en üstünde durmuştu, aşağıya doğru yarım daire biçiminde iniyodu basamaklar ve her sırada cübbeli insanlar oturuyordu. İnsan olup olmadıklarını anlayamıyordu çünkü yüzlerini göremiyodu Harry. Aşağıya kadar tüm sıralar doluydu ve fısıltılar yükseliyordu tüm odada. “Fısıltılar!!!” duyduğu fısıltıların sahipleri karşısında durmuş ona bakıyordu şimdi! Çaresizce etrafına bakındı onu seyredenlerin Voldemortun tarafından olduğu açıkça ortadaydı. Birden bulunduğu yerin bir yükselti olduğunu farketti bir yerden anımsıyordu bu odayı, hatta şu sırtına usul usul vuran esintiyide!
Gözleri yuvalarından uğruyordu neredeyse anlamıştı nerede olduğunu Ölüm Odasındaydı yine ama tülün diğer tarafındaydı şimdi. Arkasına döndü zaten ne göreceğini bilerek kemeri ve tülü gördü! Daha bulanık ve kirli görünüyordu ikiside. Kemerde yer yer koyulaşmış,parlak ve yapış yapış hissi veren lekeler vardı, üzerinde durduğu yükseltide aynı lekeler gözüne çarptı, lekelerin ne olduğunu anladığında anlamamış olmayı dileyeceğini bilemezdi; “KAN!”…
Bulunduğu yerden basmakların başlangıcına dek ve kemerin üzeri kanla kaplıydı. Artık ne yaşayacağını anlamıştı. Aklını başında tutan tek düşünceye sarıldı çünkü basamaklara döndüğünde insana benzeyen şeylerin üzerine doğru geldiğini görmüştü ;
“SIRIUS!!!” diye çığlık attı. “SIRIUS YARDIM ET!!”..
Ama kimse gelmiyordu. Cübbeliler giderek yaklaşıyordu geriye doğru sürünerek uzaklaşmak istedi, bacakları ağırlığını taşıyamaz haldeydi çünkü. Ama gidecek yeri yoktu etrafını sarmıştılar, Tülü denemek istedi cübbelilerin onu ortalarına kapadığını farketti. Artık tek umudu vardı ve var gücüyle bağırmaya başladı.
“Sirius, Sirius yardım et bana neredesin!” yararı yoktu karaltıların içinde ona tanıdık gelen hiç yüz yoktu. Çürümüş nefeslerini artık hissediyordu, hırıltıyı andıran seslerini duyabiliyordu.
“SİRİUS YALVARIRIM GEL SİRİUS…SİRİUSSSS!!”
Üzerine doğru uzanmış elleri görebiliyordu. Kaçacak yeri yoktu zaten kıpıdayamıyordu da, aklına kemerdeki kan lekeleri geldi, ölecekti belkide parçalanarak!! Bağırmaya ve yardım istemeye devam etti aniden karşısında bir yüz belirdi ama Sirius değildi. “Bırak beni! Sirius neredesin?! Yalvarırım gel!” derken diğerlerine benzemeyen yüz ona bir tokat attı!
Afallayan Harry onu üzerinden atmaya çalıştı, onu sıkıca kavramış olanın o olduğunu anlamıştı çünkü.
“Bırak beni bırak! Sirius imdaaaaattt nerdesiiiiiiinn…!” ve bir tokat daha yedi susmadı bağırdı, ama her bağırdığında bir tokat daha yedi, “kimsin sen Sİrius neredesin? SİRİUSS!” Bir tokat daha yedi yüzüne oldukça sert bir darbeyle başı zemine çarptı.
Etraf yavaş yavaş bulanıklaştı. Ona vuran admın sesini duydu “KALK!! KALK DİYORUM ÇOCUK SANA!!!”"…
Kendinden geçmek üzereydi…
Ya da kendine gelmek üzere…

Hp Mania


Bir Önceki Sayfa
eXTReMe Tracker