Dördüncü Bölüm : Ankanın Şarkısı

Harry gözlerini açmamak için çaresizce direniyordu. Aniden kulğına çok tanıdık gelen bir ses duydu. İçini ısıtan ona güvende olduğunu söyleyen ve onu korkmaması için telkin eden bir şarkı gibiydi.

Cesareti o gece ilkkez yeniden damarlarında akmaya başlamıştı. “Fawkes!” dedi sevinçle. Ve yavaşça gözlerini açtı. Fawkes karşısında duruyordu. Etrafın alev almış gibi parlamasının sebebi oydu!. Kanatlarını çırpmadan havada asılı duruyordu ve Harry’e usul usul cesaret aşılıyordu. Harry yalnız olduklarından emin olduktan sonra ( çünkü gerçekten Voldemort’un onu almaya geldiğini sanmıştı.) yanına yaklaştı. Öyle rahatlamıştı ki Fawkes buradaydı ve bu Dumbledore’un onun yardıma ihtiyacı olduğunu bildiğini gösteriyordu.

Hiç tereddüt etmeden kuyruğuna tutundu. Tüm vücudu hoş bir esintiyle havalandı. Birsüre alev rengi bir boşlukta hareketsizmiş gibi ilerlediler. Sonunda sert zemine ayakları bastığında Fawkes; tiz ama neşe dolu bir sesle öttü. Ve yine alevler saçarak kayboldu.

Bulunduğu odanın tamamen yabancı olduğunu anladığında, Harry yine endişelenmeye başladı. Fawkes onu tehlikeli biryere asla götürmezdi ama burayı daha evvel hiç görmemişti ve bu gece yeterince yabancı mekan gördüğünü düşünüyordu. Hatta; ömrünün sonuna dek yabancı mekan görmek istemiyordu. Dumbledore’un en kısa zamanda yanında olacağını umuyordu. Onun başının belada olduğunu biliyordu, bilmese Fawkes’ı onu alması için yollamazdı. Gerçi Harry başının ne tür bir belada olduğunu bilmiyordu ya!

Daha önce de Voldemort ile rüyalarında hatta uyanıkken, yara izinin yanmasıyla defalarca iletişim kurmuştu. Hatta Sirius’un ölmesine neden olan yanılsamayı bile Voldemort yollamıştı beynine. O da bu tuzağa düşmüş ve onu kurtarmaya gittiğini sanarak; hayatının geri kalanı ile alakalı kurduğu tüm hayallerle beraber, Sirius’un da ölümüne sebep olmuştu.

Artık Sirius’un ölümü yada başına her ne geldiyse - başına geleninbu gece gördüğü kabus gibi olmamasını da diliyordu durmadan- , Harry’de çaresizlik uyandırmıyordu. O’nu kaybetmek Harry’e inanılmaz bir dayanıklılık vermişti. Voldemort’a karşı artık sadece annesinin, babasının ve Sirius’un katili olduğu için değil; geleceğinin katili olduğu için de tarif edilemeyecek bir kin duyuyordu. Ve Kehanette yazılan yaşanacaksa elinden geleni yapacaktı. İntikam değildi hissettiği, kendisi gibi hayallerinden yoksun bırakılan başkalarını düşünüyordu, çektiği sıkıntıları; yıllar sonra varlığını öğrendiği bu dünya ile az da olsa unutmuştu çünkü. Ama şimdi, yıllar önce bu dünyanın sonunu hazırlamaya çalışan adam geri dönmüştü ve Harry yeniden sahip olduğu yuvayı kanının son damlasına dek savunacağına dair kendi kendine söz vermişti. Bu dünya da yaşayan herkes, onun geç sahip olduğu ailesiydi, onların çoğunu tanımasada onlar Harry’i tanıyordu. O’na umut bağlamışlardı ve ailesi için yapamadığını onlar için yapmak istiyordu şimdi.

Kabusu yada yaşadığı olay geldi aklına! Dumbledore istediği için itaat etmiş ve ölmeyi kabul etmişti. O an karar verdi: Ölümü sadece Voldemort karşısındayken kabul edebilirdi! Bir başkasının isteğiyle değil. Bir daha asla böyle bir oyuna kanmayacağına emindi artık. Yaşadıklarını yani acı dolu dakikalarını hatırladı birden; kafasını dağıtmak için oda ile ilgilenmeye karar verdi.

Odanın heryeri akağaç renği ahşapla kaplıydı,hatta neredeyse beyaz denebilirdi.Kapı olduğunu sandığı ama oymalı bir dolap kapağını andıran çıkıntı vard; tam masanın karşısında. Masanın arkasında ve kapının bulunuğu kısma kadar heryer rafla kaplıydı. Raflarda kitaplar ve ne olduğunu bilmediği aletler duruyordu. Parşömen destelerinden oluşan bir yığının bulunduğu raf dikkatini çekti. Parşömenlerin üstündeki rafta, içi berrak yeşil bir sıvı ile dolu akvaryuma benzer birşey vardı, içindeki balıklar bembeyazdı, ama deniz anası demek daha doğru olurdu onlara; sanki dokunaçları vardı ve bedenlerinin altından sarkıyordu. Harry buna benzer yaratıkları gördüğünü hatırladı birden !

Esrar dairesinde; kocaman cam fanusun içinde ama bundan daha koyu yeşil bir sıvının içindeydiler; bunlar “beyin”di. Harry, Ron’un neredeyse ölümüne sebep olacak olan beyinleri burada gördüğünde, içini yeniden tarifsiz bir paniğin sardığını hissetti.

Esrar diresinde, kimsenin ulaşmaması için kilit altına alınmış şeylerin Dumbledore’un odasında olma ihtimali ne kadar dı? “Ben neredeyim?!” diye, ümitsizce iç geçirdi. Artık onu buraya Fawkes’in getidiğini düşünmesi bile paniğini yatıştımıyordu. Gözlerini; tekinsizce akvaryumun camına yaklaşıp uzaklaşarak salınan beyinlerden alamıyordu. Evet; esrar dairesindekiler gibi tehlikeli olduklarına dair bir his belirmemişti içinde ama tehlikeli olamasalar; kapatılmazdılar. Onlardan mümkün olan en uzak köşeye çekildi. Ve biran önce birilerinin gelip neler olup bittiğini ona anlatmasını diledi çaresizce. Çünkü; buraya kapatılmış gibi hissediyordu artık kendini. Ani bir parlama ile Fawkes karşısında belirdi ve yanında görmeyi en çok istediği büyücü; Dumbledore ile birlikteydi.

Harry ona koşup sarılmadıysa tek sebebi; O’un bu gece Harry’i ölüme göndermesiydi. Kısa bir tereddüt yaşadıktan sonra gözlerine baktı. Harry’nin içini ısıtan sevecen, muzip, sımsıcak bakışları yine gözlerindeydi. Yüzü gülümseme ile aydınlandı. Dumbledore aynı sıcaklıkla karşılık verdi. Fawkes, Harry’nin daha önce dikkatini çekmemiş bir yükseltiye kondu,- dikkatini çekmemişti çünkü o da oda gibi neredeyse beyaz renkteydi- ve usul usul şakımaya başladı. Harry kendini yine çok iyi hissetmeye başlamıştı artık. Dumbledore yanındaydı; artık güvende olduğunu tüm kalbiyle biliyordu. Ve ilk kez Dumbledore ona sarıldı, Harry’nin Sirius’u kaybettiğinden bu güne özlemini çektiği, sevgi dolu bir kucaklamayla…

Masasına oturduğunda Harry, Dumbledore’un gözlerindeki endişeyide artık açıkça görüyodu.
“En azından bakışlarını benden kaçırmıyor!” dedi.

Hafifçe öksüdü Dumbledore ve uzun olduğu ses tonundan anlaşılan konuşmasına başladı…
” Harry!.. Bu gece yaşadıklarının bir rüyadan öte olduğunu anlamışsındır sanırım?!”

Bunu soru soruyor gibi değilde, bildiğini açıklamak için söylemişti ama Harry yinede onaylamak istedi;
“Evet Profesör anladım.. ama nasıl olduğunu hala açıklayamıyorum!…”

“Biliyorum Harry! Bende bunu açıklamak istiyordum sana, ama benim de sırrına eremediğim noktalar yok değil. Yani, seninle belkide aynı şeyleri düşünüyor olabiliriz. Neyse ; Yara izinin sana hem bir hediye hemde bir yük olduğunu biliyorsun ve bunu nasıl iyi yönde kullanacağını inan bende bilmiyorum… Voldemort ile arandaki bağ, O güçlendikçe daha da güçleniyor. Olanlar bize bunun doğruluğunu kanıtlar cinste.Bu gece olanlara gelince Harry; büyücüler zihinfend kullanarak diğer büyücülern zihinlerini karıştırabilir, olmamış olayları olmuş gösterebilirler ama büyü gücü olmayanlara zihinfend ile daha fazlasını yapmak mümkündür. İçlerinde büyü olmayanlar, yani mugglelar bu şekilde yönetilebilir;tabii bu yasaklanmıştır ama zihinfend ile tehlikeli şeyler yaptırılabileceğini yani ; etki altına alınmış muggle’ın her isteneni yapacağını anlamışsındır sanırım!. Bu bir soygun da olabilir, bir cinayette Harry!…”

Sayfa Çevir: 1 2 3


Bir Önceki Sayfa
eXTReMe Tracker