Ron; “Olağanüstü hal kısmına mı? Evet” dedi başını sallayarak.
“Heyecanla bekliyorum” dedi Fred neşeyle.
“Bu olağanüstü hal dediğiniz şey de ne oluyor?” diye sordu Harry git gide meraklanarak.
“Yoldaşlıkta yapılan bir çeşit toplantı” diye bilgilendirdi Ron onu.
“Evet. Bütün Yoldaşlık üyelerinin karargahta toplanması” dedi Fred.
“İyi de neden bugün?” diye sordu Harry.
“Ölüm yiyenler kaçtı ya o yüzden” dedi George
“Bir de senin özel durumun konuşulacak”
Harry; “Benim özel durumum mu? Ne özel durumu?” diye sordu Harry git gide daha da tedirgin olarak.
“Dumbledore seni, Ron’u ve Hermione’yi Yoldaşlık’a almayı düşünüyor. Yani aktif rol oynamayacaksınız ama bilgilendirileceksiniz” dedi Fred ağzı kulaklarında.
“Evet” dedi George.
“Yalnız bazı testlerden geçirileceksiniz.” O sırada Fred’e göz kırptı.
“Ne gibi testler?” diye sordu Hermione endişeli görünüyordu.
“Kusura bakmayın çocuklar. Her ne kadar kuralları yıkmayı sevsek de testlerin ne olduğunu söyleyemeyiz. Ama zor değiller. Gayet basit şeyler yani neredeyse siz hiçbir şey yapmayacaksınız.” dedi George sırıtarak.
Bir yerden bir kuş ıslığını andıran bir ses geldi. George ve Fred gene hep bir ağızdan “Hadi gidiyoruz.” dediler neşeyle ve iki pop sesiyle buharlaştılar.
Harry, Ron ve Hermione bakıştılar. Sonra üçü de ayağa kalktılar. Odadan çıktılar. İlerledikçe Harry’nin hayreti daha da fazla artıyordu. Geçen sene karşılaştığı o iğrenç evden yeni bir ev doğmuş gibiydi. Harry odasının geçen sene Ron’la bir iki hafta kaldıkları oda olduğunu anladı. Bu kadar değişmesini ve genişlemesini hayretle karşıladı.
Harry aşağı inen merdivenden inerken önceden Kreacher’ın atalarının bulunduğu yerlerde şimdi göz kamaştırıcı süslerin bulunduğunu gördü. Dobby’nin ürünü olduğunu bildiği, Noel partilerini andıran süsler…
Aşağı indiler. Eski küf kokusu yok olmuştu. Gayet havadar bir hale gelmişti ev. Eski halılar kaldırılmış yerlerine yeni süslü püslü tertemiz halılar konulmuştu. Geçen sene kapının köşesinde duran, kesik bir ifrit bacağına benzeyen şemsiyeliğin yerine, çok daha güzel bir şemsiyeliğin konulduğunu gördü. Bu ev artık iç karartıcı havasını atmıştı.
Duvardaki bağıran tablolar çıkarılmış yerlerini her birinde ayrı bir büyülü yaratığın resmedildiği yeni tablolar konmuştu. Güzel bir hipogrif(bu Şahgaga idi), bir ejderha (Macar Boynuzkuyruk Harry’nin Üçbüyücü turnuvasında karşılaştığı ejderha), bir testral, kocaman kanatlı atlar(gene üç büyücü turnuvasında Madam Maxime’in getirdiği atlar), Harry adının Fluffy olduğunu bildiği üç başlı dev bir köpek, bir tek boynuzlu at…
Harry yanından geçerken ejderha kükredi ve Fluffy hırladı. Harry onlara gülümsedi. Ron ve Hermione’de onları fark etmiş olacak ki onlarda Harry’ye bakıp sırıttılar. Koridor ve evin diğer her yeri Harry’nin odası gibi uçan rengarenk mumlarla aydınlatılmıştı.
Hermione Harry’nin baktığı tabloların aksine bir yöne döndü.
“Buradan Harry” dedi.
Ron ve Harry onu takip etti. Mutfağa giden kapının oraya gelince durdular. Harry, yılan başlı kapı tokmaklarının bile normal yuvarlak başlı tokmaklarla değiştirildiğini görünce şaşırmadan kendini alamadı. Kapılar bile parlak renkleriyle yeniydi. Merdivenlerden ve oradan mutfağa giden kapıdan geçtiler. Harry buraya adım atınca buranın da acayip değiştiğini fark etti. Bir kere mutfak çok genişlemişti. Geçen sene Kreacher’ın yattığı kazanın olduğu odanın kapısı yok olmuştu. Kazanın olduğu yerde mutfağa katılmıştı. Kazandan eser yoktu tabii…
Duvarlarındaki pürüzler giderilmiş, duvarlar üzerinde hareket eden bulut resimleri olan duvar kağıtlarıyla kaplanarak, oda mağaralıktan çıkarılmıştı. Eskiden; puslu bir havası olan mutfak şimdi tertemizdi,tavandan sarkan, ağır tavalar ve tencereler yeni konulmuş raflara dizilmişti. Çok uzun bir masa mutfağı boydan boya kaplamıştı;üzerinde tabaklar, boş kadehler ve boş kağıtlar bulunuyordu.Harry mutfağı daha da dikkatli incelemeye başladı. Masanın etrafına çok hoş kreton koltuklar dizilmişti.
Hepsi mutfağa girince, Harry, arkasından bir kapının açıldığını duydu. Mutfağın kilere açılan kapısı açılmıştı. Dumbledore kapıdan başını uzattı. Sonra “Hadi Harry herkes sizi bekliyor” dedi neşeyle.
Üçü de kapıya doğru gittiler. Harry içeri girince buranın eskisinin aynısı gibi olduğunu gördü. Ama Harry bunu çok saçma buldu. Çünkü burası toplantı yapmak için çok aptalca bir yerdi. Ayrıca elli kişinin burayı toplantı için kullanma düşüncesi bile tuhaftı çünkü kiler küçücüktü.
Harry, tam da bunu Dumbledore söylemek için arkasını döndüğünde Dumbledore elini ağzına götürüp susmasını istedi.
Kileri aydınlatan pis duvardaki meşalelerden birini çekti. Duvarda bir gizli kapı açılmaya başladı. Harry kapının önüne gittiğinde onun bir yerin girişi değil bir ayna olduğunu gördü. Dumbledore’a döndü.
Dumbledore “İşte Harry bu bizim gizli aynamız” dedi ciddiyetle “Şimdi bütün Yoldaşlık üyeleri bizi bekliyor ama önce bir teste girmeniz gerekiyor”
Ron, afallamış halde “Ne testi?” diye sordu.
Dumbledore ona dönerek “Ah çok basit. Sadece aynanın karşısında durmanız ve aynanın sizi içeriye kabul etmesi gerekiyor. Ayna sizi kabul ederse karargahın ana merkezine ulaşacaksınız” dedi.
Hermione; “Peki ya kabul etmezse?” diye sordu ürkek ürkek.
“Merak etmeyin kabul eder. Çünkü Yoldaşlık planlarını çalmak, herhangi birine zarar vermek, casusluk etmek isteyen ve üyelerin girmesine izin vermediği biri aynadan geçemez sadece” dedi Dumbledore gülümseyerek. Hermione ürkek bakışlarını kesti.
Ron; “Fred’le George’u öldüreceğim. Bir de kalkmış bir sürü testten geçeceğimizi söylüyorlardı.” dedi hırsla.
Dumbledore aynaya yürüdü.Tam karşısında durdu. Bir süre bir şey olmadı. Sonra aynanın tam ortasından altın sarısı ince bir ışık huzmesi çıktı. Işık huzmesi onu boydan boya kaplayana kadar büyüdü. Artık ışık yüzünden Dumbledore görünmez hale gelince, göz kamaştırıcı bir yeşil ışık çaktı sonra Dumbledore yok oldu. Bütün her şey iki üç saniyede olmuştu.
Hermione ürkek ürkek Harry’ye baktı. Harry’de Ron’a…
Ron omuz silkti. Gidip aynanın karşısında durdu. Dumbledore’a olan şeyin aynısı ona da oldu. Ron’da gitmişti.
Hermione, Harry’ye baktı. Hermione, Ron’un yaptığı gitti aynanın karşısında durdu. Gene ışık huzmesi çıkıp onu çevreledi. Ve yeşil ışık çaktı. Hermione’de gitmişti. Şimdi sıra Harry’de idi.
Harry tam gidip aynanın karşısında duracaktı ki; biri arkasından konuştu:
“Demek buradasın Potter. Bakıyorum da, Yoldaşlık’ a gireceksin diye çok heveslenmişsin.”
Harry sesi tanıdı ve döndü. Karalara bürünmüş, Snape kapının kenarına yaslanmış asasını elinde döndürerek, giysileri gibi kara gözleriyle, sessizce onu süzüyordu. Yüzündeki ifadeye nefret kazınmıştı. Harry’nin içinde de bir nefret dalgası kabardı.
Harry hiçbir şey söylemedi. Bir şey söylememek kendi hayrınaydı çünkü.
Snape alaycı alaycı güldü: “Sen de sevgili vaftiz baban gibi kendini-”
Harry birden parladı: “Kes sesini” diye böğürdü.
Snape alaycılığını kesti. Çok sinirlenmiş görünüyordu. “Benimle böyle konuşamazsın Potter!” diye hırladı birden. Sesi kinle doluydu.
“Babanın en iyi arkadaşıydı. Ondan da en az baban kadar nefret ediyordum. Çok kibirliydi baban.Quidditch’de iyi diye herkesin ona tapınmasını isterdi. Ama ben onun gerçek yüzünü biliyordum Potter! Baban burnu havada bir serseriydi. Ona o kadar çok benziyorsun ki”
Harry hırstan yüzü kasılmış halde Snape’i süzdü içindeki nefret kabardı. Snape’in okulunda öğretmen olduğunu tamamen unutarak kinle konuşmaya başladı. Geçen Hazirandan beri onu affetmiyordu. Ağzından çıkanı kulağı duymuyordu.
“Evet sana işkence ettiğini gördüm ama bunu senin hak etmediğine babamın kendini beğenmişliği yüzünden yaptığını düşünüyordum ama şimdi bunu hak etmiş olduğuna inanıyorum Snape.” dedi Harry sonra Sirius’un bir sene önce dediği aklına geldi.
“Yaptıkları her şeyde iyiymiş babamla Sirius ve sen onları kıskanan ahmak, yağlı saçlı garip bir yaratıkmışsın. Hepsi bu!” dedi gülerek.
Snape; “Seni küçük pislik” deyip asasını Harry’ye doğrulttu. Harry çok hızlı davranarak kendi asasını çıkardı.
Snape alaycı bir hava takınarak, dudağını büktü.
“Ne yapacaksın bana Potter. Senin bildiğin büyüler benimkilerin yanında hiç kalır.”
Eğer böyle bir şey olabilirse Harry’nin Snape’e olan nefreti daha da arttı. Öfke ve kinle yüzü kasılmıştı. Snape ise her zamanki gibi hesapçı davranıyordu. Kara gözleri Harry ile asası arasında gidip geliyordu. Harry sinirine hakim olarak asasını indirdi.
Dudağı bükülen Snape asasını indirmeden “Gördün mü Potter? Sen hiçbir şeysin.” dedi ve gitgide kinle dolan sesiyle “Bana bu palavralar sökmez Potter. Sende diğer herkes gibi Karanlık Lord’un karşısına çıktığında öleceksin.” diye devam etti.
Harry büyük bir pervasızlığa daha kapılarak “Burada ne arıyorsun? Eski efendinin yanına dönsene. Dumbledore’a olan bağlılığının Voldemort’a duyduğun korkudan başka bir şey değil” dedi.
Artık kendisine ne olacağı umurunda bile değildi. Hayatının en güzel anılarını yaşadığı yerde;yani Hogwarts’ta, kendisine pislikmiş gibi davranan bu adama haddini bildirmek en çok istediği şeydi şu an.
Snape hırsla dişlerini gıcırdattı. Sanki söylemek istediği bir şey vardı ancak söyleyemiyordu. Ama bu sefer alay etme sırası Harry’deydi. Voldemort’un mezarlıkta ölüm yiyenlerle konuşmasını hatırlayarak “Ama dönmesen iyi edersin Snape. Yani senden pek memnun değil. Senin onu sonsuza dek terk ettiğini düşünüyor. Gördüğü yerde seni öldüreceğini söylemişti.” dedi.
Snape hiçbir şey söylemedi. Hala hırsından konuşamıyormuş gibiydi. Harry asasını indirerek ona arkasını döndü. Muzaffer bir edayla aynanın karşısına geçti. Aynadan ışık huzmesi çıktı. İki saniyede vücudunu boydan boya kapladı. Harry gözlerini yumdu. Aniden ileri çekilme gibi bir hisle havalandığını sandı. Tekrar gözlerini açtığında ayaklarının yerde olduğunu gördü.
Bir an gözleri çok ışıktan kamaştı. Gülümseyen yüzlerle çevriliydi. Hermione ve Ron hemen yanındalardı. Ama Harry’yi hayrete düşüren şey yaklaşık elli kişinin orda olması değildi. Bulundukları büyük salondu. Harry Grimmauld Meydanı on iki numaranın bu kadar büyük bir yer içerebileceğini sanmıyordu. Burası aynı Sihir Bakanlığının Atriyum girişi gibi yapılmıştı: Koyu renk ahşap döşemesi cilalanmış, iki tarafta uzanan, gene parlak koyu renk ahşapla üzeri yaldızlarla kaplı duvarları ve en az beş metre boyundaki, koyu mavi simgeler kakılmış tavanı olan, kocaman bir salondu. Neredeyse Hogwarts’taki yemek salonu kadar büyüktü. Upuzun bir masa ve etrafını çevirmiş elli kadar kişi vardı. Çoğu Harry’nin mutfakta gördüklerine benzeyen kreton koltuklara gömülmüşlerdi. Geniş salonu aydınlatan ışık topları salonda süzülüyordu. Rengarenk bir pırıltıyla parlıyorlardı. Harry, duvarlarda dışarıyı gösteren büyülü pencereler gördü. Ayrıca duvarları süsleyen onlarca tablo vardı.
Harry herhangi bir şey söyleyemeden arkasında birinin öksürdüğünü duydu. Döndü. Gene Snape idi. Harry’ye bakmadan onu çevreleyen büyücülerin arasından geçti. Ayrıca arkasında gene bir ayna gördü. Ama aynada hiçbir şeyin yansıması gözükmüyordu.
Eski bir kazak ve pejmürde bir pantolon giymiş olan Lupin onun yanına geldi ve “Merhaba Harry. Nasıl hissediyorsun?” deyip elini sıktı.
Harry, onun zamanından önce çizgilerle dolmuş genç yüzüne baktı. Ona gülümsemeye çalıştı ama daha onunla konuşamadan sihirli gözü fıldır fıldır dönen Moody geldi.
“Nasılsın Potter?” dedi. Hemen ardından gelen Tonks “İyi görünüyorsun” dedi neşeyle. Bugün uzun saçlı bir sarışın olmuştu.
“Tabii ki iyi. Aslan gibi” dedi Kingsley o kalın sesiyle Harry’nin omzuna vurarak. Kel kafası ışık toplarının yaydığı pırıltıyla parlıyordu. Geçen seneki gibi kulağında da bir küpe vardı. Onun arkasında duran Sturgis Podmore; “Selam Harry” dedi, hala kafasına saman konmuşa benziyordu. Harry onun yüzünün sararmış olduğunu gördü. Azkaban’da beş altı aylığına kalmasının sonucu olduğunu anladı Harry.
Harry aniden sağ tarafında birinin onu çekiştirdiğini fark etti.
“Selam Harry” dedi temkinli bir ses. Harry dönüp baktı. Siyah bir cüppe giymiş Percy idi. Ron’un yüzüne bir hoşnutsuzluk ifadesi geldi.
Percy ona özür dileyen gözlerle bakarak “Toplantıdan sonra konuşabilir miyiz?” diye sordu.
Harry tam ona cevap verecekti ki. Tanıdık bir ses duydu: “Bırakın da bir soluk alsın. Hadi toplantı başlayacak”
“Hagrid” dedi Harry sevinçle gülümseyerek. Hagrid kalabalığın içinden “Selam Harry” dedi şen bir sesle. Hagrid normal bir adamın iki üç katı büyüklüğünde ve genişliğinde olduğu için başı kalabalık içinde herkesten yukardaydı. Gene o korkunç sarı-turuncu kravatını ve pek tüylü ve kahverengi elbisesini giymişti.
Harry daha Hagrid’i gördüğüne sevinemeden Mr ve Mrs Weasley gelip Harry’ye sarıldılar. Mrs Weasley; “Nasılsın canım iyisin ya? Solgun görünüyorsun. İyi bir yemeğe ihtiyacın var. Toplantı bitsin.” dedi.
Bill; “Selam Harry” dedi ve Charlie ile Harry’nin elini sıktılar. Bill’in hemen arkasından Fleur Delacour çıktı. Harry’ye gülümseyerek “Merhaba ‘Aarry’” dedi. Harry’de ona gülümsedi. Ron başını önüne eğdi. Hermione ise Ron’a ateş saçan gözlerle bakıyordu.
Harry’yi geçen sene Privet Drive’dan alıp götüren büyücülerden birkaçı daha kalabalıktaydı. Ama Harry daha önce görmediği insanlarla da çevriliydi. Masanın ileriki ucunda Cedric’in babası Amos Diggory’yi gördü. Ona el salladı, o da karşılık verdi.
Harry, masanın etrafını kaplayan bütün duvarlarda, iki Anka kuşunun karşı karşıya durmasıyla oluşmuş bir armanın üstünde, kelimeleri ayrı şekilde çapraz olarak “Zümrüdüanka Yoldaşlığı” yazısını gördü. Salonda büyük bir uğultu vardı.
“Hadi gel Harry” dedi Lupin ve Harry,Ron ve Hermione’yi masanın ortasına doğru sürükledi. Kalabalıkta ki herkes de yerlerini almaya başladı. Dumbledore masanın başında oturuyordu. Bir yanında Snape, diğer yanında Profesör McGonagall koltuklarına gömülmüşlerdi. Harry koltuğuna oturmadan önce Ron ve Hermione ile birlikte ona el salladılar. O da onları görünce gülümsedi. Herkes yerlerine oturup konuşmalar bitince Dumbledore ayağa kalktı.
“Sevgili Yoldaşlık üyeleri ve yeni gelenler… Bildiğiniz gibi bugün olağanüstü hallerin ışığında toplandık. Voldemort’un geçen Haziranda Esrar Dairesinde yakaladığımız ölüm yiyenleri bu sabah kaçtılar”
Salonda bir uğultu daha yükselmekte idi. Harry, bundan kimsenin haberi olmadığını anladı. Dumbledore kollarını iki yana açarak daha yüksek sesle devam etti: “Ama artık önemli olan birlik olmamız. Daha önce de söyledim Voldemort’un ayrılık ve kötülük tohumları ekme gücü büyüktür. O yüzden eğer güçlü olmak istiyorsak ayrımlarımızı bir kenara bırakmalıyız”
Harry gene uğultular içinde olan salonda başını sağa sola çevirdi. McGonagall’ın yanında oturan Hagrid’i ve Madam Maxime’i gördü. Masanın diğer ucunda oturan Sihir Bakanı Cornelius Fudge son derece sessiz görünüyordu. Aslında yüzü sararmış ve çok solgun bir haldeydi. Harry onun hasta olduğunu sandı.
“Evet bugün aramıza yeni gelenler olduğunu söylemek beni sevindiriyor. Her ne kadar yaşları tutmasa da Harry ve arkadaşlarını Yoldaşlık’a almak istiyorum” dedi Dumbledore. Bu sefer salona tedirgin edici bir sessizlik hakim oldu. Herkes gözlerini Harry’ye dikmişti. Harry Neville’in büyükannesinin masanın köşesinde bir yerde oturduğunu gördü. Bu tedirginlik Harry’yi de sarıp sarmalamaya başladı.
Bir Önceki Sayfa



