Cumartesi sabahı kahvaltıya indiklerinde, karşısında oturan Ron’un yüzü, Harry’nin arkasına tiksinmiş gibi odaklanarak baktığında, Harry de arkasını döndü. İki yanında Crabbe ve Goyle ile gelen Malfoy’du.
O daha bir şey söyleyemeden “Ne var?” dedi saldırganca.
Malfoy’un soluk renkli yüzü, bir zafer pırıltısıyla kaplıydı, sanki. Harry’nin saldırganca yaklaşımına ise hiç şaşırmış görünmeden “Katılmıyor musun, Potter?” diye sordu melun gözleri ışıldayarak.
“Neye?” diye sordu Harry şaşırarak.
“Tabii karşıma çıkmaya korkuyorsundur” diyerek Crabbe ve Goyle’a doğru pis pis sırıttı. İkisi de muzaffer bir edayla, sırıtmaya başladılar. Koca koca kollarını, vücutlarına sarmışlar, Malfoy’un korumaları gibi duruyorlardı.
“Ne istiyorsun?”diye sordu Ron kabaca.
“Sana kemik atan olmadı, Vızır. Potur’la konuşuyorum” dedi yumuşak bir sesle. Ron ayağa kalkacak iken, Hermione onu durdurarak;
“Ne istiyorsan söyle ve defol, Malfoy” dedi, hiddetle ayağa kalkınca. Kahverengi gür saçları elektriklenmiş gibiydi.
Malfoy, ona aldırmadan “Turnuvaya katılmamışsın. Profesör Snape söyledi” dedi. “Yoksa korkuyor musun, Potter?”
“Neden korkacakmışım, senden mi?” dedi Harry ona küçümseyerek baktıktan sonra.
“Evet, ödleksin Potter. Turnuvaya katılamayacak kadar” diye hırladı Malfoy yüksek sesle, bütün herkesin duyması için. Salonda öğretmenler de dahil herkesin başı o noktaya dönmüştü şimdi. Ravenclaw masasından Cho’nun onları dikkatle izlediğini hayal meyal gördü. Şimdi ilgilenmesi gereken bir şey varken, Harry, Cho’dan gözlerini alarak Malfoy’a odakladı.
“Korkak tavuk” dedi Malfoy muzaffer bir edayla. Slytherin masasından bir kahkaha sağanağı gelmeye başlamıştı bile. Crabbe ve Goyle da ulurcasına gülüyorlardı.
Harry, sinir damarlarına hücum ederken, son sürat ayağa fırladı. Hızla Malfoy’a döndü. Şimdi burun burunalardı. Malfoy gene şaşkına dönmüştü. Geriye doğru bir adım attı. Kahkahalar işaret verilmiş gibi kesildi.
“Seninle ne zaman istersen, kapışabilirim, Malfoy” diye haykırdı Harry, Malfoy’un afallamış yüzüne. Ondan gözlerini hiç ayırmadan “Profesör McGonagall” diye seslendi.
“Beni de Düello Turnuvasına kaydedin”
Ron ve Hermione ise, Harry, Turnuvaya katılınca kendileri de katıldılar.
O akşam saat sekizde hepsi bir telaş Büyük Salon’a dönünce, şaşırtıcı bir manzara ile karşılaşmışlardı. Uzun yemek masaları kaldırılmış onların yerine, salonun ortasında, üzerinde süzülen binlerce mumla aydınlatılmış, üç tane yuvarlak ve geniş, altın sahne konmuştu.
Altın sahneleri çeviren, basamakları kocaman ve yüksek olan oturma yerleri vardı. Bunlar Harry’ye üç büyücü turnuvasında kullanılan tribünleri hatırlattı, neredeyse onlar kadar büyüktüler.
Onlar girdiğinde herkes çoktan oturma yerlerine geçmişti. Bazıları heyecan içinde, yanındakiyle konuşuyor ve bazıları ise asalarını çıkarmışlar olacakları sessizce izliyorlardı. Bütün okul buradaydı. Harry, Ron ve Hermione kendilerine yüksek bir yer buldular.
Öğretmen masası, gene tam karşılarındaydı ama büyük bir platformla yükseltilmiş olduğu için, her şeyden yüksekte duruyordu. Bu sefer Legrand ve Sally de yerlerindeydi. Harry hatta, eski kehanet öğretmeni Profesör Trelawney’i bile gördü. Gözlerini kocaman gösteren gözlüğünü çıkarmıştı.
Dumbledore, ayağa kalktı ve heyecanlı kalabalığa yüksek sesle hitap ederek “Lütfen şimdi beni dinleyin!… Düello kuraları çekildi. Bugün Turnuva açılışı için, üç tane düello izleyeceğiz. Yenilen kişi elenecek ve Turnuvadan çekilecek. Yenilmenin şartları şunlardır: bayılma, asayı kaybedip uzun süre geri alamama, sahneden düşme veya kendiliğinden sahneden inme…” –boğazını temizledi- “Eğer bütün bunlar Düello süresi olan on beş dakika içinde olmadıysa, yenenin kim olduğuna öğretmen jürisi karar verecektir” dedi. Profesör Flitwick’e döndü. Flitwick, ona baktı ve yerinden kalktı ve elinde bir parşömen tomarı ile ortadaki altın sahnenin üstüne çıktı.
“İsmini birlikte okuduklarım, aynı sahneye çıksın” dedi cikleyen sesiyle. Heyecanlı kalabalık daha da heyecanlandı. Harry ise kendisini o kadar heyecanlı hissetmiyordu, çünkü, başına gelenlerden sonra, bu ona çocuk oyuncağı gibi geliyordu.
“Mandy Brocklehurst -Ravenclaw, Theodore Nott- Slytherin, evet sağa lütfen” dedi Profesör Flitwick cik cik sesiyle. İnce sicim gibi bir oğlan, tribünlerin aşağısından, sağdaki altın sahneye doğru ilerlerken adımları kendinden emin olduğunu gösteriyordu. Harry’nin tanımadığı, Mandy denen kız ise bukle bukle kısa saçlarını, hoplatıp koşarak sahneye çıktı.
Slytherinler hemen tezahürata başlıyordu ki “SESSİZLİK” diye bağırdı, Profesör McGonagall, hiddetle tepelerinde ayağa kalkarak, kalabalığın içinde sesi baskın çıkmıştı.
Herkes gene mum gibi kesilince, Flitwick “Katie Bell- Gryffindor, Susan Bones- Hufflepuff, soldaki sahneye lütfen” diye cikledi. Katie Harry’nin yanından geçerken “Şimdi iyi izle” dedi. Harry bu ikiliden kimin kazanmasını istediğinden emin değildi. Çünkü ikisi de sevdiği insanlardı.
Harry, ikisine de iyi şanslar dilemek istedi ama çoktan sahneye çıkmışlardı. Herkes hala sessizce olacakları bekliyordu.
“Lisa Turpin- Ravenclaw, Jane Frost- Gryffindor, orta sahneye lütfen” dedi Flitwick ikisi de buğday sarısı uzun saçlı olan kızları sahneye davet ederek. Kızlar neşe ve heyecanla sahneye fırladılar.
Flitwick küçük adımlarıyla sahneden inerek, öğretmen masasına geçti. Hemen sonra karalara bürünmüş, yağlı saçlı Snape ayağa kalkarak “Herkes düello için pozisyon alsın” dedi. Düellocular hemen düello pozisyonu aldı, Katie ve Susan ellerinde kılıç tutar gibi asalarını birbirlerine doğru kaldırmışlardı, ama Harry Jane Frost ve Lisa Turpin denen kızların komik göründüklerini düşündü, çünkü ikisi de Düello yapmamış gibilerdi. Harry, merak ettiği kişilere döndü hemen: Susan ve Katie’ye…
“Üçe kadar sayacağız” dedi Snape. “Zamanından önce hamle yapan diskalifiye olur”
Gerginlik bir anda en üst düzeye çıktı.
“BİR, İKİ, ÜÇ”
Katie, hemen Susan’a doğru asasını salladı ve “Sersemlet!” dedi ama örgülü saçı sırtına kadar uzanan, Susan, çevik bir hareketle, gelen kırmızı ışından başını eğerek kurtuldu.
Diğer sahnelerde herkes düello ediyordu ama Harry’nin gözü hep geçen sene ders verdiği “Dumbledore’un Ordusu” ismini koydukları Karanlık Sanatlara Karşı Savunma üyelerindeydi.
Susan başını eğer eğmez, “Impedementa!” diye haykırdı. Büyü Katie’yi vurunca, Katie yere düştü ve elinde asasıyla görünmez iplerle tutuluyormuş gibi yerden kalkmaya uğraşıyordu.
Ama Katie hemen asasını kendine doğrultup, karşı uğursuzluk büyüsüyle engellemeyi kaldırınca, Susan da boş durmamıştı. “Petrificus Totalus!”
Yerden anca kalkabilmiş, Katie, büyüden kaçmak isterken ayağı kendi ayağına takıldı ve sırt üstü yere düştü, büyü üzerinden, geçip gitti. Harry, büyünün nereye gittiğine dikkat etmedi çünkü, çok heyecanla izlemeye başlamıştı.
Ortadaki sahnedeki düellonun çoktan bitmiş olduğunu görmüştü, çünkü, Jane ve Lisa birbirlerine her ne yaptılarsa, ikisi de yerde yatıyordu. Profesör Flitwick’in yarattığı sedyelere, Madam Pomfrey tarafından kondular. Madam Pomfrey onları uçurarak, Büyük Salondan çıkardı. Herkes heyecan ve tedirginlik içinde, kendi arkadaşlarına veya binalarına tezahürat yapıyordu.
Hermione ve Krum’da çok heyecanlılardı. Harry, Krum’un arada bir “Bööle olmas” – “Napıosun” gibi şeyler dediğini duyabiliyordu.
Slytherin’ler ise Nott denen çocuğa tezahürat yapıyorlardı. Ama Harry onun sahnesine hiç bakmadı bile…
“HAYDİ KATIE KALK YERDEN” dedi Padma’nın az önce gelip yanına oturduğu, Ron heyecanla.
Susan, sendeleyerek ayağa kalkan Katie’ye doğru, süratle koşarak “Sersemlet!” dedi. Bütün Gryffindor’lar aynı anda soluğunu tuttu. Hatta ön sıralarda oturan Harry’nin birinci sınıftan olduğunu tahmin ettiği minicik bir çocuk, ayağa fırladı ve ellerini çırptı.
Asadan çıkan kırmızı ışın Katie’ye doğru giderken Katie müthiş bir hamleyle, Susan’ın hiç beklemediği bir anda “Protego!” dedi. Büyü havada aniden yön değiştirerek, ona doğru koşarak gelen Susan’ı omzundan vurdu. Susan, yere düşüp bayıldı.
“AAAHH!” diye bir ses kalabalığı geldi Hufflepuff’lardan aynı anda.
Bir Önceki Sayfa



