Onbirinci Bölüm: İmparatorun Dönüşü

Hogwarts’tan beş yüz kilometre uzakta, karanlık bir sokakta iki adam sessizce bekliyordu. Ancak bu iki adam da normal sayılmazdı. Zaten sokağın şimdi bomboş ve ıssız evlerinden bakan biri olsa bile bu dolunayın ışığında onları göremezdi. Çünkü bu iki adam da görünmüyordu. Görünmez olmuşlar, tedirginlik içinde etraflarını kolluyorlardı.

“Kardeşin gecikti” diye fısıldadı Dumbledore yavaşça.

“Sabret!” dedi Legrand sesini biraz yükselterek. “Ne yaptığını bilir o”

Dumbledore derin bir iç çekti. Kendisi gibi görünmez olmuş arkadaşına bakmaya çalışarak “Sence kandırabilmiş midir?” diye sordu.

“Kendi başının çaresine bakar” dedi Legrand. Ancak söylediğine kendi de inanmıyor gibiydi. Çevrelerindeki sokak lambalarını söndürmüşlerdi. Ancak bunu kendilerini meraklı Muggle gözlerden uzak tutmak için yapmamışlardı. Çünkü birkaç ay önce, Ruh Emicilerin saldırısına uğramış olan Grimming Bulvarındaki ufak sokaktaydılar şimdi. On beş numaranın karşısında pusuya yatmışlardı. Sokak ölü bir kasabayı andırıyordu.

“Sence lahitin yerini bulduğumuzu biliyor mudur?” diye sordu pos bıyıklı Legrand, Dumbledore’a.

“Tom tedbirlidir ama, bu gecenin heyecanından, bizimde kristallerin yerini bulabileceğimizi anlamamıştır” diye cevap verdi Dumbledore gözleri evleri tarayarak.

Legrand birden Dumbledore’u şaşırtarak “Geçen sene onu öldürseydin hiçbir sorunumuz kalmayacaktı” dedi sessizce.

Dumbledore homurdandı. Ve bu sözü duymazdan gelerek “Şu seherbazları kurtaralım önce” diye mırıldandı.

Bir şak sesiyle, siyah cüppesine bürünmüş uzun dağınık saçlı bir cadı önlerinde belirdi. Dumbledore asasını salladı ve birden ortaya çıktı.

Bembeyaz bir cüppe ve açık mavi gözleriyle sokağın başından kadının yanına geldi. Ona gözlüğünün üstünden bakarak “Ne oldu, öğrenebildin mi?” diye sordu.

Şiş göz kapaklı kadın başını evet anlamında salladı.

“Yalnız takviye kuvvet gerekecek” diye ekledi Kadın. “Bütün ordu orada, Vampirler, Ruh Emiciler, Ölüm Yiyenler…

“Peki ya o?” diye sordu Dumbledore yavaşça.

“Hayır orda değildi. Sığınaklarında olmalı” dedi Kadın sert bir yüz ifadesi ile.

“Biliyorsun onu öldürmen hiçbir şeyin çözümü değil” dedi Dumbledore. “Biliyorum-

“Bilmiyorsun” dedi Kadın tehditkar bir sesle. Gözlerine yaşlar dolmuştu birden. “Fırsatım olursa onu öldüreceğim. Bunu biliyorsun”

“İntikam almak istediğini biliyorum.Ama Malfoy-” dedi Dumbledore yavaşça kadının omzunu tutarak.

Legrand onların konuşmalarına katılmamıştı.

“Sally nasıl yaptın bunu? Nasıl fark etmedi?” diye sordu Legrand. Hem etkilenmiş hem de tedirgin görünüyordu. O da kar beyazı cüppesiyle ortaya çıkmıştı şimdi.

“Güçlerini gerçekten yitirmiş olmalı” dedi Bellatrix’in vücuduna bürünmüş kadın. “Sığınağın yerini sormama bile gerek kalmadı”

“Ne dedi?” diye sordu Dumbledore hafifçe gülümseyerek.
Şiş göz kapaklı kadın ona dönerek “Grimming Bulvarı on altı numaradan bahsetti şansımıza” dedi.

“Şimdi ne olacak?” diye sordu Legrand tedirgin hali tekrar ortaya çıkmıştı.

Kadın bir süre onu süzdü ve sonra gülerek “Ne olacağı açık” dedi. “Çok özlü iksirin daha vakti var mı?”

Dumbledore cüppesinin cebinden on iki kollu bir saat çıkardı. Onu yarım ay gözlüğünün ardındaki açık mavi ışıl ışıl görünen gözlerinden kontrol ederek “Yarım saatin var daha” dedi.

“İyi” dedi Kadın sertçe. Grimming bulvarı On beş numaranın önüne geldi. Bu ev de sokaktaki bütün evler gibi terkedilmişti.

Legrand “Bunu tek başına yapmana izin veremem” dedi onu omzundan tutarak.
Kadın koyu renk gözlerini ona dönerek ve daha önce bu yüze neredeyse hiç ait olmayan içten bir gülümsemeyle “Voldemort’un karşısına çıktım. Alt tarafı iki Ölüm Yiyenden mi korkuyorsun şimdi” dedi ve abisinin yanağına bir öpücük kondurdu. Sonra neşeyle “Voldemort kendi taktiğini kullandığımızı bilse öfkeden kudururdu. Zihinbend’ imde iyiydi yani. Övünmek gibi olmasın” diye ekledi. Evlere doğru döndü.

Dumbledore biraz gülerek “Eh seni boşuna mı okulumda hoca yaptım” dedi.

Şiş göz kapaklı karalara bürünmüş kadın biraz duraksadı ve On beş numara ile On Yedi Numara arasına gelince birden ortadan kayboldu.

“Umarım başarır” dedi Dumbledore ve üzgün görünen arkadaşına destek oldu.

*****

Harry, bu gece başına gelenlerin bir kabus olduğunu düşünmeden edemiyordu. Neyse ki kimse zarar görmeden her şey eski haline dönmüştü. Ron ve Hermione’nin endişeli yüz ifadeleri herkes hala şölende olduğu için boş ortak salon’a geldiklerinde dahi silinmemişti. Sırlar odasından geleli iki saat geçmiş, Fawkes gitmişti. Ancak hiç kimse şu saate kadar konuşmamıştı.

“Harry, iyi misin?” diye sordu Hermione temkinli bir sesle. Kaşları kalkık bir halde Harry’nin yüzünü ve vücudunu gözleyen Ron’a katıldı. O da Harry’yi tepeden tırnağa inceliyordu. Harry, ortak salonda şömine başında bir koltuğa çökmüştü ve sakinleşmeye çalışıyordu. Olanların hepsi gene onun suçu muydu?

“Senin suçun değil” dedi Ron sanki onun içini okurmuş gibi. Kızıl renkli saçlarının altındaki kahverengi endişeli gözlerini, Harry’nin vücudundan ayırmış şimdi gözlerine odaklanmıştı.

Ron ve Hermione ne derse desin, Harry sakinleşmeyecekti; bunu iyi biliyordu. Karanlık büyü kullanıp birine işkence etmişti, az kalsın onu öldürecekti.

Harry kendisini incelemesinden bıkarak Hermione’ye “Ne var neye bakıyorsunuz sürekli?” diye sordu.

“Çünkü- dedi ve Ron’a döndü. Ron boğazını temizlemeye çalıştı ama sanki bunu nasıl söyleyeceğini şaşırmış gibi boğazı tekrar tıkandı. Ama Hermione ondan umduğunu bulamayarak olaya el attı.

“Vücudun farklılaşmıştı, Harry” dedi Hermione tedirgin bir biçimde avuçlarını sıkarak.

Harry onlara saçmalamayın der gibi bir bakış attı ama onların yüzlerinin çok ciddi olduğunu görünce, konuşmayı yeni öğrenmiş gibi “Na-na-na-s-sıl y-ya-ya-n-n-ni?” diye sordu.

“Gözlerin- gözlerin kıpkırmızı olmuştu. Sanki- sen, sen değildin. Sonra yüzünde ellerinde yemyeşil damarlar çıkmıştı” diye cevap verdi Ron, Harry’nin tepkisinden daha da tedirgin olarak.

Harry, onların ne demek istediğini kestiremedi ama tedirgin olmuştu, bir kere. “Nasıl?” diye sordu. Soluğu kesilmişti.

“Öyleydi, Harry. Çok korktum. Sana bir şey olacak diye” dedi Hermione ve gözlerini Harry’ninkilerden kaçırdı.

Harry, hala şaşkınca onlara bakıyordu ki; birden yara izi korkunç bir şekilde acımaya başladı. Çılgınca gülmeye başladı. Çok mutluydu. Öyle ki; hayatının en büyük armağanına kavuşmuş gibi hissediyordu kendini. Başkasının duyguları damarlarında akarken yaşadığı büyük coşkuyla koltuğuna yapıştı. Onu gören kriz geçirdiğini düşünebilirdi. Gözleri acıdan körleşmişti ama, Ron ve Hermione’nin seslerini duyabiliyordu. Ellerini yara izine bastırmak istedi ama yapamadı.

“Harry… HARRY!”

Kahkahasını durduramıyordu. Kör gözlerinin ardında büyük bir kalabalık ortaya çıktı. Kocaman, siyah mermerden yapılmış tabanı ve kan kırmızısı sembollerle süslenmiş tavanı olan geniş bir salonun başında duruyordu. Çılgınca gülüyordu hala. Harry kalabalık içinde yüzleri kukuletalı, Ölüm Yiyenleri görebiliyordu. Hepsi yarım bir çember olacak şekilde sıralanmıştı. Onların arkasında kocaman pelerinli, ölü gibi iğrenç yapış yapış elleri havada olan, Ruh Emiciler, Onların da arkasında Harry’nin görebildiği kadarıyla kara pelerinli ve Vampir olduklarını tahmin ettiği kalabalık vardı.

Ama sonra Harry kendi ağzının da kıpırdadığı hissederek, ölüm soğukluğu karışmış sesi duydu. “Karanlığın Ordusu! İmparatorunuz Karanlık Lord olarak çok mutluyum. Bu gece yarısı yapacağımız ayinle, eski gücüme kavuşacağım ve eskisinden daha da güçlü olacağım. Yolumuza çıkan asileri de ortadan kaldırmadıkça”- Konuşmayı birden durdurdu. Şimdi ise çok hiddetlenmişti.

Nefretle bağırdı birden “Potter yaşıyor. Onu hissedebiliyorum. Bella! Bana yalan söylemiş. Onu öldürememiş. Nereye gitti bu? Çabuk onu yakalayıp getirin. Hesabını verecek. Sığınakta olmalı. Malfoy da orada olmalı. Onu da uyarın buraya gelsin”

Ancak kimse yerinden kıpırdayamayacak kadar korkmuş görünüyordu.

Ölüm soğukluğu içeren sesin hiddetinden titreyen üç tane ölüm yiyene “SİZ! ONU BULUP GETİRİN!” diye kükredi. Yüzleri kukuletayla kaplı adamlar hızla koşuşturdular.

“Şimdi sana gelelim” dedi Harry, kapkara cüppesinden bir asa çıkardı. Ama tam o sırada, görüntü kayboldu ve Harry, kendini Ortak Salonda tavana bakarken buldu.

Acıdan görmeyen gözleri şimdi, düzelmişti. Yara izi de azalmıştı, ama Harry, Voldemort’un çok sinirlendiğini biliyordu. Yara izi ona bu acıyı yaşatırken artık anlayabiliyordu. O, git gide güçlenmeye başlamıştı.

Hermione “Harry iyi misin?” diye sordu onun önüne eğilerek.
“Ne oldu?” diye sordu Ron yavaşça, Harry’nin koltuğunun yanına gelerek. Elini Harry’nin alnına koydu. Harry terden sırılsıklam olmuştu. O Ruh Emicilerin gerçekten yanındaymış gibi hissetmişti kendini. Kusmamak için kendini zor tutuyordu.

Harry, “İyi-yim” diye mırıldandı. Ama bunu daha çok kendi kendine söylemiş gibiydi.

“Voldemort’u mu gördün?” diye sordu Hermione merakla ama sesi çok kaygılıydı.

Harry her ne kadar bunu itiraf etmekten hoşlanmasa da “Ha-ha-yır. Vol-vo-vol-demort ben-dim. O-o-o-nun gö-zünden gör-düm” diyebildi titreyerek.

Hermione’nin koşarak kızlar yatakhanesine çıktığını gördü. Ama biraz sonra, Hermione kucağında kalın bir battaniye ile geri döndü.Hala kontrolsüzce titreyen Harry’yi sarmaladıktan sonra “Hastane kanadına gitmeliyiz” dedi Ron, sesini yutmuş gibi konuşarak.

Ama Harry “Hayır ben iyiyim” dedi. Battaniye geldiği için şimdi kendisini biraz daha iyi hissediyordu. On dakika geçtikten sonra Harry, titremelerine son verdi. Şimdi kendisini daha iyi hissediyordu.

“Ne gördün?” diye sordu Ron, Harry’nin iyi olduğunu gördüğü için konuşmaya daha istekli gibiydi, şimdi.

“Voldemort’un- ordusunu. Öl-üm Yi-yenler, Ruh Emiciler ve Vam-pirler bir sa-londa toplanmıştı” diye cevap verdi Harry güçlükle soluyarak.

Kısa süren sessizliği bu sefer Hermione bozdu. “Demek ordusu hala var”

“Evet ama başka bir şey daha oldu” dedi Harry sessizce. “Bellatrix, Snape’in elinden kaçmış”

“NE?” diye bağırdı Ron ve Hermione aynı anda.

Harry, onların şok olmasına aldırmadan “Voldemort, şimdi onu aratıyor. Voldemort’a benim öldüğümü söyleyip kaçmış. Voldemort beni hissedince onu araması için Ölüm Yiyenlerini yolladı” dedi.

“Gidip Dumbledore’a haber vermeliyiz” dedi Ron ama daha yerinden kalkamadan Hermione “Daha dönmemişlerdir” diye ekledi. “Voldemort’un sığınağına bakacaklardı”

Fakat Ron yılmadı. Elini cüppesine atıp aranmaya başladı. Ancak gözleri donuk halde “Aynalar da gitmiş. Ölüm Yiyenler almış olmalı” dedi.

Hermione o öyle söyleyince kendi cüppesine bakındı ama “Evet” diye karşılık verdi.

Harry, çöktüğü koltuktan kalkıp Snape’i veya başka bir Yoldaşlık üyesini bulmak isterken, ellerini koltuğa dayadı. Elleri cüppesinin cebine denk geldiğinde yerinde doğruldu ve hatırladı. Cüppesinin cebinden, Harry’ye Sırlar Odası’na gitmesini söyleyen kağıdı çıkardı. Harry kağıdı eline aldığında Ron ve Hermione, oturdukları yerden şaşkınca Harry’ye baktılar.

“O ne, Harry?” diye sordu Ron.
Harry önce cevap vermedi. Bir süre kağıdı elinde tuttu. Sanki ağırlığını ölçmek istermiş gibi, elinde tarttı. Ancak her şey gayet normal görünüyordu.

Sayfa Çevir: 1 2 3 4


Bir Önceki Sayfa
eXTReMe Tracker