Diş gıcırdatmalar ve Harry’nin orda olmasından duyulan hoşnutsuzluk ifadeleriyle bile, Harry, bugünün pek de kötü geçemeyeceğini düşünüyordu.
Sahanda yumurtasını bitirmek ve kahvaltı masasından kalkmak üzereyken ani bir patırtı duyuldu. Petunia Teyze ellerini başının arasına aldı. Vernon Enişte ise ayağa fırladı. Harry’nin neler olduğunu fark etmesi, fazla uzun sürmedi.
Bir baykuş gene kapalı mutfak penceresine toslamıştı. Bacağına bağlı bir parşömen tomarı görünüyordu. Vernon Enişte böğürdü:
“SANA BURDA BAYKUŞA MÜSAADE ETMEDİĞİMİ SÖYLEDİM ÇOCUK!”
Petunia Teyze Vernon Enişte’yi uyaran bir bakış attı.
“Benim suçum değil!” dedi Harry hemen.
Petunia Teyze mosmor suratıyla ayağa kalktı ve pencereyi açtı. Vernon Enişte’nin sol şakağında damar tekinsizlik işareti gibi harekete geçmişti.
Afallamış ufak bir peçeli bir baykuş pencereden içeri süzülüp mutfak masasının kahvaltılığın olmadığı ufak bir bölümüne, Harry’nin önüne, kondu.
Dudley boş boş bakıyor ve ses çıkarmadan bekliyordu. Anlaşılan bir şey söyleyemeyecek kadar korkmuştu.
Harry parşömen tomarını baykuş bacağından çıkardı. Baykuş hemen uçtu gitti.
Zaten ayağa fırlamış olan Vernon Enişte ne yazdığını okumak için Harry’nin arkasına geldi.
Harry yazıyı tanıdı.
Harry, kırk beş dakika içinde hazır ol. Yani eşyalarını falan toparla. Annemlerle seni almaya geliyoruz. Dumbledore’un haberi var. Enişte’ne ve Teyze’ne de söyle paniğe kapılmasınlar. Arabayla gelip alacağız seni.
Sevgiler Hermione
Tam olarak anlamak için mektubu iki üç defa tekrar okudu. Nasıl oluyor da böyle bir planı harekete geçirdiklerini anlamamıştı. Harry’yi alelacele evden uzaklaştırma çabasına neden girişmişlerdi? Ayrıca neden arabayla geleceklerdi? Hermione, Annemlerle gelip seni alacağız, demişti. Neden sihirli bir şekilde gitmek varken Muggle arabasıyla gitmesi gerekti ki?
Harry’yi soru ve düşüncelerden çıkartan Vernon Enişte’nin öfke dolu sesi oldu.
“Ne demek seni almaya geleceğiz? Bana bak Çocuk! Sana söyledik. Burada senin gibi insanlar istemiyoruz dedik. Üstelik bu baykuş saçmalığı da nerden çıktı? Sana, yukarıda odandaki telefonu kullanmanı söylemedik mi?” dedi
Vernon Enişte. Öfkeyle yumruklarını sıkmıştı.
Harry hemen “Ben nerden bileyim geleceklerini veya neden daha önceden telefon etmediklerini?” dedi “Üstelik endişelenmenize gerek yok zaten. İşte bak”
Parşömen kağıdını göstererek –”Arabayla geliyorlarmış ve bunu yazan Hermione. Annesi babası sizin gibi- yani normal insanlar ve bilmek isterseniz dişçilik yapıyorlar.”
“Bak bak sen” dedi Petunia Teyze gözlerini kısmış ve Harry’e her türlü hoşnutsuzluk ifadesiyle bakıyordu.
“Ne var yani! Her Muggle’ın sizler gibi bizlerden nefret ettiğini mi düşünüyordunuz? Hermione’nin annesi ve babası kaç defa bizle Diagon Yolu’na geldiler. Hatta geçen Haziran istasyonda siz de gördünüz onları” dedi Harry ve patlamak üzereydi.
“Mug- ne?” diye sordu Dudley şaşkınlık içinde.
“Yani normal insanlar, anlarsınız ya sizin gibiler” diye cevap verdi Harry ve sustu. Susması hayrınaydı çünkü.
Uzun süren bir sessizlik oldu. Bu sessizlikte Vernon Enişte’nin sol şakağındaki mor damar gevşemiş göründü. Ancak gene de hafiften atıyordu. Petunia Teyze ise gözlerini Harry’ye dikmiş aynı onaylamaz ifadeyle duruyordu. Dudley ise yerin dibine geçmek istermiş gibi bir annesine bir babasına bakıyordu. Harry’yi bir sinir dalgası kaplarken: Vernon Enişte aniden ayağa kalktı ve
“İYİ!” diye böğürdü
“Gelip seni alsınlar. Senden umduğumuzdan önce kurtulup ..” ama sözü yarıda kesildi.
Harry birden yanlamasına sandalyesinden mutfak fayanslarına serildi.
Alnındaki yara izi sanki az önce oraya kızgın bir tel değmiş gibi yanıyordu.
Yere düşerken kahvaltılığın bir kısmını da yere düşürdü.
Acıdan gözlerinden yaş geliyordu. Elini yara izine bastırıp gözlerini sımsıkı kapatmak istedi, ama yapamadı. Ellerini kontrol edemiyordu. Ölmek üzere olduğunu anladı. Kasları seğiriyor bütün vücudu titriyordu ve kulaklarında bir çağıldamayla birlikte bir kahkaha sesi yankılanmaya başladı. Aynı zamanda bu kahkahanın kendi ağzından da çıktığını fark etti.
Çılgınca gülüyordu. Harry acıdan ve karmaşık sesler arasından Vernon Enişte’nin sanki çok uzaktan gelip yankılanan korkmuş sesini duydu:
“Hey! Ne oluyor?”
Ama Harry az önceki kahkahayı bastırdı ve dalga sesleri duymaya başladı. Acı sanki bir an yatışırmış gibi oldu ama gene de yanıyordu. Sanki deniz kenarındaymış gibi kıyıya vuran dalga sesleri vardı ve aniden kapalı gözlerinin önünde yaklaşık on tane yüzü kukuletalı adamın ve bir kadının durduğunu gördü. Bir kumsalda duruyorlardı. Hepsinin yüzlerinde korku vardı.
Harry, gözlerinden gördüğü kişinin de yerde acı çektiğini anladı.
Yüzü kapalı olmayan şiş göz kapaklı kadın -”Ne oldu efendimiz?” diye sordu.
Sesindeki korku ve merakla Harry’ye doğru yaklaştı. Harry onu tanıyordu.
Harry kendi ağzının da kıpırdadığını fark ederek başka bir ses duydu. Şu an gözlerinden gördüğü adama ait olan sesi çok iyi biliyordu. Bunu daha önce ölmek üzereyken de duymuştu. Ölüm soğukluğu içeriyordu.
“Bir şey yok Bella. Sadece şu değersiz melez çocuk. Potter!” dedi Harry soğuk ve tiz bir sesle.
“Ne oldu efendimiz? Ne oldu Potter’a? Kaçtığımızı mı öğrendi?” dedi korkmuş ama tembel bir ses. Harry bu sesi de tanıyordu.
“Hayır Lucius, öğrenmemişti, ama şimdi öğrendi. Acı- acı ile bağlanmışız anlaşılan. Şu an sizi görüyor. Benim gözlerimden” dedi ölü soğukluğu içeren ses ve devam etti :
“Ama gözlerimden görebilirsin ve öleceksin Potter. Bunu bil.”
“Lordum” dedi yüzü kapalı ölüm yiyenlerden biri öne atılarak. Yere Harry’nin önünde eğildi ve korku dolu yüzlerle diğerleri de aynı şeyi yaptılar.
Harry, ayağa kalktı. Solgun örümceklere benzeyen elinde tuttuğu asaya baktı.
Harry kendisine ait olmayan yılan gibi bir tıslamayla, kendisine bakmaya bile korkan ölüm yiyenlerine:
“Evet dostlarım planı biliyorsunuz” dedi ve
“İlk önce bu değersiz çocuktan kurtulalım.”
Elindeki asayı çevirdi. Asadan çok parlak bir ışık fırladı.
Soğuk sesli adam tekrar kahkaha atmaya başladı. Harry’de kapalı gözlerinden kendisinin de kahkaha attığını anladı. Birden ayakları yerden kesildi, hızla geriye doğru fırladı ve iki metre arkasındaki mutfak duvarına çarpıp yanlamasına yere düştü. Kahkaha kesiliverdi. Yara izi açılmışçasına yanıyordu.
“Neler yapıyorsun çocuk? Neden kendi kendine zarar ver-?” dedi Vernon Enişte. Ama sesi, her zamanki gibi öfkeli değildi, korku doluydu.
Harry, yerden kalkmaya çalışmadı. Zaten kalkması da imkansızdı. Yanlamasına yattığı yerde acıyan sırtıyla birlikte titreyip kasılıyordu. Sanki biri ona Cruicatius laneti uyguluyordu. Midesi birden hücum etti. Tertemiz mutfak fayanslarına az önce ettiği kahvaltıyı kustu.
Petunia Teyze tiz bir çığlık attı. Paldır küldür koşma sesleri duyuldu.
Harry görmeyen gözlerle(gözlerinde az önceki imgenin fluları duruyordu), hala titreyerek, kustuğu yerden sürünerek uzaklaştı ve mutfağın çıkış kapısının kenarındaki duvara yaslandı. Dizlerini kendine doğru çekerek kollarını bacaklarına doladı. Titreyerek, aynı zaman olduğu yerde sallanarak acının azalmasını bekliyordu.
Aradan ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu. Ama acı yavaş yavaş azalıyordu.
Az önce gördüğü flulanmış şekiller kaybolmuştu, görebiliyordu. Ama gözlüğü gözünde değildi. Harry, mutfakta bir tek Vernon Enişte’nin kaldığını gördü.
Harry’nin yanına geldi. Elini ateşini ölçmek için alnına koydu. Ama hemen çekti. Eli terden sırılsıklam olan Vernon Enişte irkildi.
“Ne oldu? Neren acıyor? Hastalandın mı yoksa? Pis bir şey mi yedin?” dedi Vernon Enişte sesi endişeliydi.
Harry kendi kendine ve derin derin soluk alarak “Bana- burada- zarar veremez.Hayır- hayır Dumbledore, bana zarar veremeyeceğini söyledi.” diye mırıldanmaya başladı. Kendisini kontrol edemiyordu. Sanki az önce bir Ruh Emicinin yanındaymış gibi soğuk soğuk terlemişti. Tekrar kusmamak için kendini zor tutuyordu.
“Kim zarar veremez? Yoksa-yoksa o adam buraya mı geliyor?” diye feryat etti Petunia Teyze. Az önce mutfak kapısında belirmişti.
Harry gene kendi kendine ve olduğu yerde sallanarak ” ’Dumbledore seni öldüremez’ demişti. Sanırım oyun olmalı. Bir çeşit oyun yapıyor. Evden çıkmamı sağlayacak.” diye kesik kesik mırıldanmaya devam etti. Vernon Enişte donakalmış halde sessizce duruyordu. Petunia Teyze ise korkudan dili tutulmuş gibiydi.
Harry ayağa kalkmaya yeltendi ama tekrar yere düştü. Dizlerinin bağı kesilmişti. Başı yana düştü ve gözleri aniden karardı.
Bir Önceki Sayfa



