Birinci Bölüm : Geciken Doğum Günü

Sabahın ilk ışıkları yola vurmuş; kaldırımlarda duran çöp bidonlarının upuzun gölgelerini oluşturan cılız güneş, mis gibi bir pazar gününe başlamayı dört gözle bekleyen Little Whining sakinlerini henüz uyandıramamıştı. Geçen yaz ki kuraklık geçtiği için, Privet Drive’ın ev sahiplerinin görkemli yemyeşil çimlerle, begonyalarla ve çiçek tarhlarının oluşturduğu renk cümbüşüyle süslü bahçeleri, bu sabah güneşinde parıltılı bir manzara oluşturuyordu. Privet Drive’da uyanık olan tek kişi erginliğe yeni adımını atmış; yüzünde hüzün ifadesiyle birlikte, birkaç sivilcesi çıkmış, ayrıca dağınık saçlarını bir türlü düzeltemediği için artık bununla hiç vakit kaybetmeyen yeni yetme bir oğlandı. Az önce güneşle birlikte uyanmış pencere kenarında öylecene oturuyor ,sessiz ve sakin, arada bir kedi veya köpek geçen, ama şimdi bomboş olan sokağı izliyordu.

Sabahın erken saatlerinde esmeye başlayan rüzgarın, ağustos böceklerinin koro şeklinde cırlamasının ve karşı komşuları bayan yedi numaranın döner su fıskiyelerinden fışkıran berrak suların sesi hariç, Privet Drive’da yoğun bir sessizlik hakimdi. Aynı eskiden olduğu gibi Muggle dünyasında hiçbir arkadaşı olmayan Harry Potter(daha doğrusu bunu sağlamış kişi kuzeni Dudley idi) sokağı izlemeyi artık bırakmış, Vernon Enişte’nin şirket arabasının altındaki bir çift parlak gözü süzüyordu. Ne olduğunu hemen anlayıverdi.

Mrs. Figg’in kedisi Mr.Tibbles gene Harry’yi gözetliyordu. Yani her zamanki gibi izleniyordu. Artık buna çok alışmış olan Harry, gözlerini sokağın aşağısına çevirdi. Artık neden gözetlenip korunması gerektiğini bildiğinden içi çok rahat sayılmazdı ama en azından nedenini biliyordu. Ama bazen gene eskisi gibi cüretkarlık girişimlerinde bulunup, bu sıkıcı Muggle dünyasından gitme yolundaki düşüncelerini zar zor yeniyordu. İçindeki ses, o ne zaman böyle bir şey düşünse hemen “Tabii, git,kaç, sersemlik et gene birisi senin yüzünden ölsün” diyordu. Bu da, bu uyarılara eskisinden daha çabuk boyun eğmesine neden oluyordu.

Yaklaşık bir buçuk ay önce kaybettiği vaftiz babası Sirius aklına geliyordu hemen. Bunu düşündükçe kederleniyor git gide daha çok içine kapanıyordu. Onun tekrar geri geleceğini düşünmüştü. Kabuslarında Sirius’un öldüğü günü tekrar tekrar yaşamış ve her seferinde onu kurtarmayı başaramamıştı. Bazense içinde Sirius’un da bulunduğu saçma sapan rüyalar görüyor ve uyandığında gerçek yüzüne bütün acısıyla birlikte vuruyordu.

Ölüm Harry’den her şeyini almıştı.Önce anne ve babası şimdi de vaftiz babası… Bellatrix’in Sirius’u öldürdüğü gece, Bellatrix’i takip etmişti ama ona herhangi bir şey yapamamıştı. O çok güçlüydü. Zaten ne bekleyebilirdi ki? Harry onun peşinden gitmeden önce, kadın, iki Seherbazı saf dışı bırakmış ve ardından Sirius’u öldürerek kaçmıştı. Harry bir daha olmayacak diye düşündü. Bir daha elimden kaçırmayacağım.

Kendi aptallığına şaşıyor, Voldemort’un onu Esrar dairesine çekmek için oyuna getirmesine izin verdiğine yanıyordu. Nasıl bu kadar saf olabilirdi ki? Ama “O” diye düşündü, “Şeytani bir zekaya sahip herkesi oyuna getirebiliyor.” Bundan bir sene önce, Voldemort’un geri dönebilmek için yaptığı plan kusursuzdu gerçekten. Dumbledore dahil herkesi kandırmıştı. Yine de böyle düşünmesi Sirius’un ölümünün acısını ve bundan duyduğu suçluluk duygusunu azaltmıyordu. Bazen, tekrar kabuslara gömülmekten korktuğu için saatlerce uyuyamıyor. Bazen de Sirius’u anılarında canlandırıyordu. Keşke Dumbledore’un düşünseli şimdi bende olsaydı diye düşündü. Anılarından biraz uzaklaşabilse hiç fena olmazdı.

Voldemort ise hala suskundu. Bir anda yaklaşık on tane ölüm yiyenini kaybetmiş olması toparlanmasını engelliyor gibi geliyordu Harry’ye. Ama bu, geçen yaz ki suskunluk gibi değildi. Bu Harry’ye, fırtına öncesi sessizlikmiş gibi geliyordu. Bakanlık’ın artık Voldemort’un döndüğünden haberdar olması, bir sürü masum insanı öldürmesini engelliyordur diye düşünüyordu. Ama savaş başladı gibiydi. Ayrıca Voldemort’un Bakanlıktan korkusu olmadığını bilen Harry, Gelecek Postası almadığı halde Ron ve Hermione’nin mektuplarda anlattığına bakılırsa: Voldemort döndüğü için Bakanlık’a yeni Seherbazlar alınmıştı. Yoldaşlık, üyelerini çoğaltmış, eskiden yirmiden fazlayken şimdi ise elliyi geçtiklerini düşünüyorlardı.

Artık ölümü daha iyi anlıyordu.O, yani Harry, bunu daha önce de çok düşünmüştü. Bunun yaşamının içinde oluşu sebebiyle artık o kehanetin ne söylediğini hep aklına getiriyordu. Katil olacağını veya cinayete kurban gideceğini. Nasıl başına böyle bir şey gelmişti. Herkes gibi normal bir hayat yaşamayı her şeye tercih ederdi. Doğduğundan beri insanlar içinde yer bulamamıştı. Ne Muggle dünyasında ne de büyücülük dünyasında. Her şeyin suçlusu Voldemort idi. Harry’yi seçmişti. Neville’ de olabilirdi. Ama Harry başka kimsenin kendi yerinde olmasını istemezdi asla. Her yerde parmakla gösterilen kişi: lanetli…

Lanetten kalma yara izi eskisinden daha sık acımaya başlamıştı.Eh bu da beklenir bir şeydi tabii. Ama bu sefer neden acıdığını anlayamıyordu. Yani geçen sene, Voldemort’un kızdığı veya sevindiği zamanı anlayabiliyordu. Ama bu sefer o kadar kuvvetli değildi. Aslında acı artıyor ama Voldemort’un hislerini paylaşmıyordu. Belki de artık Voldemort Harry’nin onun kendi hislerini paylaşmasını engelleyecek bir yol bulmuştu.Ne de olsa Dumbledore bile Voldemort’un, kendisinden, daha engin bir sihir bilgisine sahip olduğunu söylemişti.

Bu zamana kadar yaşamasının nedeni belki de Dumbledore’du. Sirius’un öldüğü günün sabahı Dumbledore’a duyduğu öfke kuş gibi uçup gitmişti. Kendisinden beş yıldır sakladığı gerçeği açıkladığı zaman dehşete düşmüştü. Privet Drive’a döndüğü halde bile hala kendine gelememişti. Bu olayı Ron’a ve Hermione’ye açmayı çok isterdi ama nedense bunu onlara yapamıyordu. Kendisinin damgalı biri olduğu gerçeğini en yakınlarından bile saklamak istiyordu. Dumbledore’a bunu daha önce anlatmadığı için duyduğu minneti saklayamazdı. Daha önceden böyle bir şeyi bilseydi nasıl altından kalkacağını bilmiyordu. Şimdi bile üzerinden atamazken.

Pencere kenarında ne kadar durduğunu fark etmediği halde – güneş ışınları arabaların oluşturduğu gölgeleri daha kısa hale getirdiği için- bayağı uzun bir süre olduğu kanısına vardı. Aslında sabahın beşinde uyanmak gibi aptalca bir hareket yapıp daha sonra tekrar uyumaya çalışmıştı. Ancak gözleri buna yanıt vermediği ve tekrar kabuslara gömülmemek için kendini pencere kenarında otururken bulmuştu.

Pencereyi kapatırken hemen yandaki masada duran Hedwig’in kafesi göz hizasına geldi. Hedwig, Ron’la Hermione’ye yolladığı mektupları götürdüğünden beri yani yaklaşık iki haftadır ortalarda gözükmemişti.Harry onun dönmesini dört gözle bekliyordu. Hedwig, Harry’nin Privet Drive’daki tek arkadaşıydı. Aslında konuşabildiği birileri olsa hiç fena olmazdı.Düşüncelere daldı.

Bu yaz başında Harry artık Dudley’nin eski giysilerini giymek istemediğinden, büyücü bankasından aldığı galleonları Muggle parasına çevirip, Muggle’ların giysi dükkanından kendine bir iki kot pantolon, üç tane güzel tişört ve iki tane yeni spor ayakkabı almıştı.Ama bedeli biraz ağır oldu.

Mağaza uzak olduğundan ve elinde poşetlerle dönmek istemeyen Harry, konuyu, kahvaltı masasında kızarmış ekmeğine gömülmüş olan Vernon Enişte’ye açtı:
“NE? ELBİSE ? SENİN GİBİLERİN”-“aman Vernon pencere açık”- “pardon Petunia, senin gibilerin bizim giysilerimize neden ihtiyacı olsun ki” diye böğürdü Vernon Enişte sesini alçaltıp gitgide morararak.

“Hem sana pantolon falan alacağımızı da nerden çıkardın?” diye sordu Petunia Teyze, o da aynı hızla morararak “Senin için para harcayamayız- hem gene işler karıştırıyorsun?-Vernon Enişteyle karanlık karanlık bakıştılar- Bu elbise alma fikri de nerden çıktı?”

Dudley’nin ağzını bıçak açmıyordu. Bir annesine bir babasına baktı sonra Harry’ye döndü. Biraz afallamıştı.

“Üff! Sizin paranıza ihtiyacım yok. Param var benim. Sadece giyecek bir şeylerim olsun istiyorum” dedi Harry ve kelimeleri dikkatle seçerek devam etti: “Hem bu da sizi, komşularınızın önünde daha sevimli kılmaz mı? Kaç defa komşularınızı sizin hakkınızda kötü konuşurlarken duydum.”

Rahatsız edici bir sessizlik içinde, Petunia Teyze ile Vernon Enişte birbirlerine çirkin bakışlar attılar. Sanki Harry’nin ne söylediğini idrak etmeye çalışıyorlardı. Anlama kıtlığı çeken Vernon Enişte birden ayağa fırladı:

“NEEE? NE DUYDUN? KİMDEN DUYDUN? ÇABUK SÖYLE ÇOCUK” diye böğürdü Vernon Enişte masaya vurarak.Bıyığı titriyor ve yüzündeki kaslar seğirmeye başlamıştı. Petunia Teyze ise ağzı açık kalmış halde ve çıldırmış gözlerle Harry’yi yiyecekmiş gibi bakıyordu.Harry onların böyle tepki vermelerine memnun oldu.

Harry gayet sakin sakin “Eh! Ne zaman yanlarından geçsem- mesela geçen gün Mr ve Mrs Prentice’in sokakta yanlarından geçerken beni söyle bir süzdüler ve ben giderken, Mrs Prentice, kocasına ‘Cık cık şu çocuğun giysilerine bak. Dursley’ler ne kadar cimri değil mi hayatım? Alt tarafı iki parça giysiyi çok görmüşler çocuğa anlaşılan’ dedi ve kocası da -ben yürürken biraz hızlanmama rağmen duydum- ‘Evet haklısın Susan. Çok cimri olmalılar eski püskü şeyler vermişler. Üstelik bu çocuk yetim ve öksüz. Annesini babasını bebekken kaybettiğini duydum. Petunia’nın yeğeni. İnsan kardeşinin çocuğunu böyle sokakta dilenci gibi gezmesi için giydirir mi? Bir süre geçsin ben alıcam çocuğa elbise. Belki biraz utanırlar’ dedi ve” -sırıtarak- “bu sadece bir tanesiydi. Daha bir sürü örneği var. Sizi pek sevmiyorlar anlaşılan” –tekrar sırıtmasına engel olamadan(Vernon Enişte’nin şakağında mor bir damar belirdi)-“öksüz ve yetim bir çocuğa davranış biçiminizden yani” dedi ve fırtına kopmasına hazır halde bekledi.

Petunia Teyze ellerini yüzüne kapamış, titriyordu. Dudley az önce yuttuğu marmelatlı kızarmış ekmeği kusacakmış gibi görünüyordu. Vernon Enişte yıllardır komşularının gözünde kendilerini gayet iyi ve normal bir aile şeklindeymişçesine gösterme çabasındayken, bir iki ufak ayrıntıyı gözden kaçırmış olduğunu yeni fark etmiş bir adam gibi afallamış, bıyığı her zamankin- den de çok titrek halde ağzını açtı ama ses çıkmadı.Yerine oturdu.

Rahatsız edici ve uzun süren bir sessizlikten sonra Harry bunu bozarak “Ama artık dert etmeyin. Ben kendime yeni elbiseler almak istiyorum paramda var” dedi ve (Bunun için daha sonra pişman olacağını bile bile) cebinden 20 sterlinlik banknotlardan oluşan ufak bir tomar parayı çıkarıp gösterdi.

Vernon Enişte tekrar hiddetle ayağa kalkarak Harry’nin elindeki paraya hücum etti ve elinden çekip aldı.Tomarı karıştırarak ve tekini alıp ışığa tutup sahici olup olmadığını anlamak için göz gezdirdi.Petunia Teyze ellerini gözlerinden çekmiş kızgınlıkla bir Harry’ye bir de Vernon Enişte’nin elindeki paralara bakıyordu.

“NERDEN BULDUN BU PARALARI ÇABUK SÖYLE ÇOCUK? diye böğürdü Vernon Dursley boğum boğum elleri Harry’yi boğazlamaya çalışacak şekilde Harry’ye doğru giderek “YOKSA!YOKSA ÇALDIN MI?”

Petunia Teyze çığlık attı.Dudley masadan kalkıp gitmek isterken kahvaltılığın bir kısmını yere düşürdü.

“NE?” dedi Harry ve o da ayağa fırladı anlaşılan o bile kendini kötüsüne hazırlayacağım derken buna gafil avlanmıştı.Bas bas bağırmaya başladı:

“NE ÇALMASI? ANNEMLE BABAMIN BANA BIRAKTIĞI PARALARIN BİRAZI SADECE. TABİİ SİZ HEP BENİM KÖTÜ BİR ÇOCUK OLDUĞUMU DÜŞÜNÜYORDUNUZ DEĞİL Mİ? İŞE YARAMAZ OLDUĞUMU.ANNEMLE BABAMIN İŞE YARAMAZ OLDUĞUNU.” Yıllardır Dursley’lere duyduğu kızgınlık ağzından neler çıktığına dikkat etmemesine neden oluyordu. “HİÇ DE BİLE DEĞİLLERDİ. BİZİM DÜNYAMIZDA GAYET SAYGINDILAR VE ÖLÜRKEN BANA BİR SERVET BIRAKTILAR. BU PARALARI DA”- Vernon Enişte’nin elindeki paraları işaret ederek -“BU PARALARI DA BANKADAN ÇEKTİM”

Petunia Teyze’de mosmor halde ayağa fırladı ve “YAAA! DEMEK BANKADAN ÇEKTİN.SENİ PİS YALANCI. ONLARIN” –biraz durakladı- “NORMAL İNSANLARIN BANKASINDA PARASI OLDUĞU PALAVRASINA KANACAĞIMIZI MI SANDIN? NERDEN ÇALDIN? ÇABUK SÖYLE!SÖYLE DEDİM!” diye bağırdı.

Harry, sakin olmak için derin derin nefes aldı çünkü söyleyebileceklerinden ömür boyu pişmanlık duyabilirdi. Yerine oturdu ve başını kaldırıp Eniştesine baktı.O, hala çok sinirli görünüyordu. Eski öfke nöbetinin geçtiğini hissederek açıklamaya koyuldu. Hiç değilse bağırmasına engel olmuştu. “Normal insanların bankasından aldığımı kim söyledi. Geçen gün siz Marge Hala’yı ziyarete gittiğiniz sırada Londra’ya gittim ve Diagon yolundaki-bizim dünyamızda bir yerdir siz bilmezsiniz- benim gibiler için olan bankadan yani Gringott’s’tan, benim gibiler için olan paralardan yani galleon altınlarımdan birazını sizin gibiler için olan yani normal paralara çevirdim” dedi.Kelimeleri çok dikkatli seçmişti.Ama gerçekten onlara parası olduğunu söyleme fikri hiç hoşuna gitmemişti.

Sayfa Çevir: 1 2 3 4


Bir Önceki Sayfa
eXTReMe Tracker