Ertesi sabah uyandığında güneş daha doğmamıştı, şimşek hızıyla kot pantolonunu ve tişörtünü giyindi. Aslında buradan çok hoşlanmıştı ama arkadaşlarını ve Hogwarts’ı çok fazla özlüyordu. Bitkibilim seralarını, astronomi kulesini, gölü, Hagrid’i ve kulübesini, hayaletlerle dolu şatonun içini, ortak salonu, büyük salondaki şölenleri, en çok da Quidditch’i…
Asansörle yukarı çıktığında yerinde duramıyordu. Dumbledore da dahil olmak üzere bütün divan gene o hilal şeklindeki masada toplanmıştı. İçlerinde bir tek Dumbledore, beyaz giyinmemişti. Üzerinde, mavi tonları çok önde olan desenli, çam yeşili bir cüppe vardı. Harry, hepsini karşısında görünce şaşırdı. Gene kendisine oturması için bir sandalye konmuştu. Hemen sandalyeye koşup oturdu.
Nicolas Flamel, onun böyle aceleci davrandığını görünce kıkırdadı. Bugün gene o kareli gözlüğünü giymişti.
“Evet evet, Potter. Sally bize, sana öğrettiği büyüleri fazla zorlanmadan yapabildiğini söyledi. Akademide başarılı olacağını söylediğimizde haklıymışız demek ki” dedi Flamel neşeyle.
Cebinden bir kristal çıkarıp Harry’ye uzatarak: “Divanın on ikinci üyesini selamlayın” dedi Flamel. Ve bütün divan üyeleri aynı anda ayağa kalkıp eğilerek Harry’ye selam verdiler. Harry, bu kadar yaşlı ve soylu insanların kendisi önünde eğilmesinden, biraz utanmıştı. Harry de ayağa kalkıp eğilerek selam verdi. Sally şimdi gülümsüyordu.
Flamel, Harry’ye elindeki kristali uzattı ve “Gel al Potter” dedi ciddiyetle. Harry kristale yaklaşınca parlaklığı gözlerini aldı.
Avuç büyüklüğündeki kristali eline alınca, vücudunu bir sıcaklık kapladı. Kristalin içine baktı ama pek bir özelliği yoktu yani prizmatik olması dışında…
Harry Dumbledore’a dönerek “Eee. Nedir bu?” diye sordu.
“Kulenin anahtarı” dedi Dumbledore Harry’ye gülümseyerek. “Çalışması için tek yapman gereken asanla üç defa üstüne vurup parolayı söylemen. Parola: zaman”
“İyi de bunu benden çalabilirler” dedi Harry belli belirsiz.
“Sen orasına karışma” dedi Dumbledore’un yanındaki Mr Legrand kayıtsızca.
“Bizim izin vermediğimiz kimse Kuleye giremez, anahtarı olsa bile” dedi masanın köşesindeki Muhammed Hasan, Harry’yi kısık gözleriyle izleyerek. “Her zaman yanında bulundur, mutlaka”
“Pekala” dedi Nicolas Flamel konuşmayı sonlandırmak için. “Harry evine dönüyor. Önümüzdeki birkaç ay onu göremeyeceğiz. Bir şey eklemek isteyen?” diyerek divan üyelerine döndü.
Sally hemen “Sandığından çok önce görüşeceğiz” dedi. Harry, niçin olduğunu sormak için ona döndü ama vazgeçti. Sadece başını salladı ve “Evet. Her şey için çok teşekkür ederim Mr Flamel, Madam.. Sally, Madam Flamel” dedi hepsine tek tek bakarak.
Başka kimseden ses çıkmayınca “İyi o zaman. Hadi herkes evine” dedi Flamel divan üyelerine. Herkes art arda buharlaşırken, Dumbledore masanın etrafından dolanıp, Harry’nin yanına geldi.
Mr Flamel ve karısı da buharlaşınca, Dumbledore, cüppesinin cebinden on iki kollu bir saat çıkarıp baktı.
Harry’ye dönüp “Şimdi burada olur” dedi ama Harry ne olduğunu anlamadı. Sonra ani bir parıltı çakınca Anka Kuşu Fawkes’ın geldiğini anladı.
Dumbledore, Fawkes omzuna konunca dönüp Harry’ye baktı. “Arkadaşlarına seni tatile götürdüğümü söyledim. Ama nereye gittiğini söylemedim. Ruhunu dinlendirmen için meditasyon yaptığını söyledim. Sakin bir yere götürdüm dedim tamam mı?” dedi. “Sen de öyle söyle”
Harry şaşırdı ama “Tamam” dedi.
Beş dakika sonra, Grimmauld Meydanı Oniki Numaranın mutfağının kapısına gelmişlerdi. Dumbledore ve Fawkes, Harry herhangi bir şey söyleyemeden tekrar kayboldular.
Harry, mutfak kapısını itip açtı. Üzerinde, çiçekli pembe sabahlığı olan Mrs Weasley, çok telaşlı bir halde kahvaltı hazırlıyordu. Kendi kendine söyleniyordu bu yüzden mutfak kapısının açıldığını duymadı.
“Nerede şunlar? Bir türlü bulamıyorum.- Ah Harry!” dedi. Harry’yi gören yüzü güleç oldu. “Nihayet! Ben de Dumbledore seni tatilden ne zaman getirecek diye merak ediyordum. Nasıl tatilin iyi geçti mi?” Yanına koşup Harry’ye sarıldı. Sonra yüzüne dikkatle bakarak “Evet tatilin iyi geçmiş sanırım. Yüzün açılmış” dedi.
“Çok bilgilendiriciydi. Teşekkürler” dedi Harry yalan söylememek için.
“Artık bugün de gelmeseydin herhalde Hogwarts’a seni Dumbledore götürmek zorunda kalacaktı” dedi Mrs Weasley tekrar mutfak dolaplarına dönüp onları karıştırmaya başlayarak.
Harry “Efendim” dedi.
Mrs Weasley “Bugün sömestre başlıyor” dedi dolabın içine kafasını soktuğu için az duyulur bir sesle. “Ama beni meşgul etme, Harry. Hadi odana çık. Kahvaltı hazır olunca herkesi aşağı çağıracağım. Okul kitaplarını ve bir iki numara büyük yeni cüppeler aldım sana. Her şeyin sandığında, belki unuttuğun bir şey varsa onu da sandığına koy”
Sekiz günden beridir Işık Kulesi’nde idi. Tabii ki zaman bu kadar çabuk geçmişti. Ama Harry sandığını buraya geldiğinden beridir görmemişti. Bunu Mrs Weasley’e iletti.
Mrs Weasley “Yatağının altındaydı tabii ki. Dumbledore getirmişti. Senin geldiğin gün. Hadi git Ron’u da kaldır” dedi.
Harry, Mrs Weasley’i daha fazla meşgul etmemek için mutfaktan çıkıp, üst kattaki odasına gitti. Ron kendi yatağında horluyordu. Kapıyı çok az aralık bırakarak örttü.
Bir haftadır hiç bozulmamış yatağının örtülerini kaldırarak sandığını buldu. Ayrıca, sandığının yanında aceleyle paketlenmiş olduğunu anladığı, büyük dikdörtgen biçimli bir paketi görünce de şaşırdı. Sandığına sığmayacak kadar büyüktü. Harry, paketi yırtıp açınca bunun Ron, Hermione ve İkizlerin hediyesi olduğunu gördü. Mini Quidditch sahası….
Harry, hediyeyi aldığından beridir o kadar şey olmuştu ki onu tamamen unutmuştu. Ağır maket sahayı kaldırıp, yatağının üstüne koydu. Ron uykusunda boğazını temizleyip arkasını döndü.
Harry yaldızlı kontrol panelinde “devam et” tuşunu gördü ve bastı. Birden odayı bir seyirci kalabalığı gürültüsü doldurdu. Harry’nin bir iki hafta önce duyduğu spiker heyecanla konuşuyordu:
“İşte takımlar yerlerini aldı. Hakem Gredia Quaffle’ı salmak üzere… veeeee maç başladı. Finley, Quaffle’ı kaptığı gibi Jenkins’in üstüne gitti. Jenkins çarpışmamak için süpürgesinin yönünü değiştirdi”
Ron birden yatağından sıçradı… “Nedir bu gürültü böyle?” diye sordu gözlerini ovuşturarak. Harry’ye doğru baktı ama herhangi bir tepki vermedi. Ellerini gözlerinden çekince sanki gördüğü manzarayı yeni algılamış gibi yatağından fırladı. “Harry, nerelerdeydin?” diye sordu bağırarak sahanın uğultusundan sesini duyurmak için, ama sesi çatlamıştı.
Harry, ona “Müthiş bir şey bu!” dedi mini sahanın “Durdur” tuşuna basarak. Seyirci uğultusu yok oldu.
Ron esnedi sonra “Önemli değil” diyebildi ve pijamasının üstünü çıkardı.
“Sen… nasılsın?” diye sordu Ron. “Dumbledore dün akşam geleceğini söylemişti. Meditasyon yaptığını söyledi”
Harry aldırmaz bir edayla “Evet” diye yalan söyledi. Maket sahayı inceliyordu.
Harry, kahvaltı için Ron’un giyinmesini beklerken odanın kapısı vuruldu ve Hermione’nin sesi “Hadi Ron kahvaltıya” dedi. Ama kapı zaten hafif aralık olduğu için kapı yavaş yavaş açıldığında Hermione’nin uykulu yüzü görüldü. Harry’yi görünce tiz bir çığlık attı. Harry, onu durduramadan koşup ona sarıldı.
“Ah Harry nerelerdesin? Okul açılıyor bugün” dedi Hermione, sevinçten yüzü ışıldamıştı. Az önce kapı açılırken ki uykulu ifadesinden eser yoktu şimdi.
“Biraz hava değişikliği olsun istedim” dedi Harry hiç kızarmadan.
“İyi de nereye gittin ki?” diye üsteledi Ron.
Harry kayıtsızca “Boş verin şimdi” dedi. Sandığını açtı. En başta, küçük, beyaz karton bir kutu gördü. İçini açıp bakınca düşünseli olduğunu gördü.
Görünmezlik pelerini, Sirius’un hediyesi Ateşoku, yeni ve eski okul cüppeleri ve Hogwarts haritası da yerindeydi. Yeni tüy kalemler, yeni kitaplar konulmuştu. İksir malzemeleri stoku da yenilenmişti. Harry bunun pek gereği olmadığını düşünüyordu. Ne de olsa Snape, Harry’yi sınıfına almayacaktı.
Bunu onlara söylemek için kafasını kaldırdı ama Ron ve Hermione hala onu süzüyorlardı. Kaşlarını çatıp ikisine bakarak “Ne oldu?” diye sordu.
“Nereye gittin?”diye sordu Hermione gözlerinde aç bir ifadeyle.
“Boş verin dedim” diye tekrar etti Harry, kızgın olmadığını ümit ettiği bir sesle. Hermione tekrar ağzını açacaktı ki “Hem küçük hanım bize kendi tatilinde neler yaptığını anlattı mı?” diye sordu gözlerinde bir zafer edasıyla.
Hermione hemen pembeleşip yere bakarak “Kahvaltıda görüşürüz” dedi ve odadan son sürat çıktı.
Ron, ise yüzünde ender görünen o tiksinti ifadesiyle kalakalmıştı. Harry ona “Hadi kahvaltıya inelim” deyinceye kadar da donuk gözleri kapıya yönelmişti.
Kahvaltıya indiklerinde ise Harry afallamıştı. İçeride fazladan on kişi onları bekliyordu. Harry içeri girince hepsi dönüp ona baktı. Bütün Weasley’lerin yanında, Kingsley, Tonks, Moody, Sturgis Podmore, Elphias Doge, Dedalus Diggle, Hestia Jones ve Harry’nin daha önce seherbaz karargahında gördüğü uzun saçlarını arkadan toplamış bir adam, adının Dawlish olduğunu bildiği bir seherbaz, ve tanımadığı başka bir cadı, masanın etrafında toplanmışlardı.
Tonks “Günaydın, Harry. Tatilin iyi miydi?” diye sordu yanına gelerek. Bugün dik dik saçları çiklet pembesi rengindeydi. Saçıyla tezat oluşturmuş, solgun yeşil bir cüppe giymişti.
Harry “İyiyim sağ ol çok güzeldi. Eee- Neler oluyor?” diye sordu mutfaktaki kalabalığa bakarak.
Moody, sihirli gözü mutfağın etrafında dört dönerek masanın karşısından “Koruma grubu” dedi. “Seni trene sağ salim bindireceğiz”
“Eeee! ne diyordun Williamson?” diye sordu Kingsley, Harry’ye göz kırptıktan sonra, yanındaki uzun saçlarını arkadan toplanmış çenesi çukurlu büyücüye dönerek. Harry, kahvaltıya otururken bütün herkesin adamı sessizce dinlemeye başladığını gördü. Bill, Harry’ye kızarmış ekmek verdi. Arkadan topladığı saçları, konuşan adamdan daha uzundu.
Williamson, gözlerini Harry’den ayırıp, Kingsley’ye dönerek “Dumbledore şüpheleniyor” dedi.
Köşe çeneli Harry’nin tanımadığı cadı meraklı bir sesle “Nasıl yani?” dedi.
Moody “Tabii ki şüphelenmeli” dedi. “Dumbledore akıllı adam herkese güvenmez. Güvendikleri azdır”
Harry birden konuşmaya katılmak istedi ama sormak istediği soruyu, kahvaltıya Harry,Ron ve Hermione ile birlikte inen Fred sordu: “Kimden şüpheleniyor?”
“Fudge’dan tabii ki” dedi Williamson. “Ortadan kayboldu. Ama Moody’nin dediği gibi; onun bir işler çevirdiğinden değil, başına bir şey geldiğinden şüpheleniyor”
“Ne gelmiş olabilir?” diye sordu Harry, sorunun cevabını bildiğini düşünerek.
“Bugünkü olaylar ışığında” dedi Mr Weasley “Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen onu ele geçirmiş olabilir”
George “Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen ondan ne istiyor olabilir ki?” diye sordu hevesle biraz daha yulaf lapası alarak.
“Sizce ne isteyebilir? Tabii ki bilgi” dedi Kingsley. “Fudge bakandı. Bakanlıkta olan hemen hemen her şeyden haberdar. Bilgi için tam bir nimet. Hem de tam o yeni Ölüm Yiyen cezaları çıkarılacakken”
“Bir haftadır her yerde onu arıyoruz. İstifa ettiğini söyler söylemez ortadan yok oldu. Bu da aklımıza iyi şeyler getirmiyor” dedi Bill Harry’ye başka bir kızarmış ekmek uzatarak. “Karısı bile nerede olduğunu bilmiyor”
Bir Önceki Sayfa



