Öğle yemeği için erkenden büyük salona girdiklerinde, Slytherin’den Pansy Parkinson “Geldiler” dedi aceleyle koşuşturarak. İçlerinde Malfoy,Crabbe ve Goyle’un da olduğu, bir grup Slytherin, masada oturmuş ve bir şeyi çok komik bulmuş gibi onlara doğru bakarak, gülüşüyorlardı. Henüz onlardan başka kimse salona girmemişti. Öğretmenler bile masalarında değildi.
Malfoy elindeki bir gazete parçasını sallayarak “Hey! Weasley şunu bir oku” dedi pis pis. Melun gözleri kahkahayla kısılmıştı sanki. Onu katlayıp Ron’a attı. Ron kağıdı hemen açtı ve Harry ve Hermione’de omzunun üstünden okudu:
“ADAYLAR AÇIKLANDI”
“İstifa eden Sihir Bakanı Cornelius Fugde’ın esrarengiz kayboluşunun ardından, yeni Sihir Bakanı’nın kim olacağı merakla bekleniyordu. Ancak hiç kimse, Adı-Anılmaması-Gereken-Kişi döndüğü için, bu zor dönemde Bakan olmak için adaylığını koymuyordu.
“Fakat geçen akşam, iki kişinin adaylığı açıklandı. Oğlunu Adı-Anılmaması-Gereken-Kişi’nin öldürdüğünün ortaya çıktığı Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi Dairesi’nden Amos Diggory, herkesi şaşırtarak Bakan olmak için adaylığını koydu. Şunları söyledi:
“Bu zor dönemde kimsenin Bakan olmak istememesine şaşmamalı tabii. Ama oğlumu öldüren katilin serbestçe dolaşmasına izin vermeyecek biri olmasını istiyorum. Kendim adaylığımı koyuyorum”
“Birçok kişinin bu görevde görmek istediği, Hogwarts Okul Müdürü Albus Dumbledore’la yaptığımız konuşmada da Albus Dumbledore şunları söyledi: “Size bu iş için en iyi adayın, Muggle Eşyalarının Kötüye Kullanımı Dairesinden Arthur Weasley’nin olduğunu söyleyebilirim. Ben Arthur Weasley’i aday gösteriyorum”
“Arthur Weasley ile yapılan söyleşi de ise “Dumbledore’un adaylığımı gösterdiğine çok şaşırdım. Adaylığımı koyacağım” dedi.”
“Önümüzdeki hafta sonu Pazar günü yapılacak seçimde, Bakanlık tarafından, büyücü ailelerine gönderilecek, oy pusulasındaki talimatları doldurarak, Yeni Sihir Bakan’ının kim olacağı oylanacaktır. Pazar günü seçimde oy pusulasını doldurmayan, kişiler para cezasına çarptırılacaktır”
Onlar okumayı bitirdiğinde, Slytherin masasından bir kahkaha yükseldi. Anlaşılan, az önce Malfoy’un söylediği bir şeye gülüyorlardı. Malfoy’un bunu gösterince, üzüldüğünü sanmasını bekleyen Ron’un yüzüne, bir gülümseme yerleşti.
Ama Malfoy, onun gülen yüzüne bakarak “Baban, beş para etmez aile şerefinize belki şimdi birazcık şeref katabilir, ha! Ne dersin Weasley? Şerefinizi son bir kez kurtarmaya çalışıyor” dedi beyaz suratına yayılmış çarpık bir gülümsemeyle. Slytherin masasındakiler, karınlarını tutmuş ulurcasına gülüyorlardı. Millicent Bulstrode’un gözünden yaşlar geldiğini görebiliyordu.
Ron’un gülümsemesi yüzünden çekilirken, Hermione, Ron bir şey yapmasın diye onun cüppesine sıkı sıkı yapıştı, Harry “Onun babası sizin babalarınız gibi, Voldemort’un pabuçlarını yalamıyor, Malfoy” diye cevabı yapıştırdı.
Bütün Slytherin masası, adı duyunca birden kahkahayı kesti. Harry’ye korkmuş gözlerle bakıyorlardı şimdi. Bu sefer ise gülme sırası Harry de idi. Ron’u bırakarak önüne geçti. Malfoy bir şey diyemeden “Şimdi kes sesini, Malfoy. Buraya senin aptallığını dinlemek için gelmedik” –biraz duraksadı- “Dünkü dersi kaçırdın gibi galiba, bir daha yüzünün şeklini değiştirmek zorunda bırakma beni” dedi pervasızca.
Anlaşılan bir gün önceki tren hadisesini unutamayan Slytherinler, salona öğle yemeği için gelen, öğrenciler ve öğretmenler masalara oturana kadar, sessiz kaldılar. Herkes, oturdukları Gryffindor masasını doldururken, Ron gözlerini elleriyle kapattı ve yüzünde bir memnuniyet edasıyla “İki günde iki defa” dedi ağzı kulaklarına vararak.
Hermione “Baban, Bakan seçilirse, Malfoy bir daha çenesini açamaz. Gerçi şimdi de açamıyor, Harry sağ olsun” dedi gülücükler saçarak. “Ah Viktor”-
Ron o kadar mutluydu ki öğle yemeğinde yanlarına gelip oturan Krum’a hiç aldırmadı. Padma, ilgiyle gelip onu çağırınca, Ron, masada kalmak istediğini söyledi. Harry’nin yanından ayrılmak istemiyordu. Padma, onun yanına oturdu. Hermione ona kızgın bakışlar attı ama Ron ona da pek aldırmadı. Hayatının, en mutlu dakikalarını yaşıyor gibi görünüyordu.
“Neden öğretmen olmak istiyorsun ki?” diye sordu Ron Viktor’a. “Yani sen zaten Bulgaristan’ın Ulusal Quidditch takımındasın. İstediğin takımda oynayabilirsin”
Krum ise ciddi bir sesle “Oynuovrum zati. Ama ayatım boounca Snitch peşinde koşamam” dedi. “Gelecekte bir messlegim ossun istiom”
“Selam Hagrid” dedi Hermione yanından biraz topallayarak geçen Hagrid’i görünce.
Harry hemen ona döndü. “Selam siz üçünüz nasılsınız?” dedi Hagrid dişlerini sıkarak. Sonra öğretmenler masasına doğru topalladı.
Hermione ile Harry, anlamlı anlamlı bakıştılar. Anlaşılan gene küçük kardeşi Hagrid’i sakatlamıştı.
Öğleden sonraki derste Flitwick onları fazla zorlamadı. Zaten Tılsım dersleri konuşmak için en ideal dersti. Uyutma büyülerini çalışıyorlardı.
Hermione’nin, uyuttuğu son iki kara kurbağası vıraklayarak sesler çıkarırken, asasını dürterek bir tanesini uyandırdı. Uyanan kurbağa masadan zıplayarak kaçmaya çalıştı. Hermione hemen, asasını kurbağaya doğru sallayarak “Accio!” dedi. Kurbağa kadere rıza göstermiş gibi, uçarak Hermione’nin eline gelirken, Ron, sanki az önce yarım bıraktıkları bir konuşmayı sürdürüyorlarmış gibi “Babam Sihir Bakanı olmak için adaylığını koymuş. Biz niye daha önce öğrenemedik ki bunu?” diye sordu birden masaya vurarak, eliyle, zar zor zaptettiği kurbağasının daha yüksek sesle vıraklamasını sağladı.
Hermione “Sabahki Gelecek Postasında yazmıyordu. Belki Malfoy’un eline erken geçmiş bir Akşam Postası’dır” dedi kayıtsızca. Kurbağasına asasını uzatarak “Sleepinio!” dedi. Kurbağa horlama gibi bir sesle, uykuya daldı.
Harry’nin ise bir kedi yavrusu vardı ve az önce, onu uyutmuştu. Büyüyü tekrar denemek için onu uyandırmak istemiyordu, çok sevimli görünüyordu. Hermione, onun kedi yavrusunu da asasıyla dürtünce kedi miyavlayarak gözlerini kırpıştırdı. Harry’ye, beni niye uyandırdın gibilerinden sitemle bakarak mırladı.
Harry hemen asasını salladı. “Sleepinio!”
Yavru kedi, sanki saatlerdir uyuyormuş gibilerinden mışıl mışıl uykuya dalmıştı.
Ron ise hala büyünün özünü kavrayamamıştı. “Sleepinio!”
Kurbağası biraz gevşemiş gibi göründü ama uyumuyordu. “Sleepinio! Sleepinio! seni aptal. Uyu, zıbar” dedi kızgınlıkla, kurbağayı sıkarak, asasını yanlışlıkla kurbağanın kafasına çarptırdı. Kurbağanın gözleri yerinden oynadı.
Sonra Hermione ona- kendine gel gibilerinden- bir bakış atarak, zavallı kurbağayı elinden aldı. Harry, sınıfa göz gezdirdi. Profesör Flitwick ve diğer öğrenciler, az önce asasını yanlışlıkla kendisine doğrultarak, kendi kendini uyutmuş, Neville’i uyandırmaya çalışıyorlardı. Ama Neville hala horluyordu. Uyutma büyüleri insanlar üzerinde kullanılmamalıydı, tehlikeli olabilirdi çünkü.
Sonra Ron, ikisinin önüne eğilerek “Biz artık Yoldaşlıktayız. Bize böyle şeyleri bildirmeleri gerekiyor”- arkasına dönüp bir süre sınıfa göz gezdirdikten sonra- “Dün gece aynam hiç ısınmadı” diye fısıldadı.
Harry şaşkınlıkla “Aynan mı?” diye sordu.
“Harry sesini alçalt lütfen. Sende de ayna yok mu?” diye sordu Hermione, neredeyse ağzını hiç kıpırdatmadan. Cebinden Tonks’un Harry’ye verdiğine çok benzeyen yuvarlak bir ayna çıkarttı, sonra hemen yerine koydu. “Eğer biri senle temasa geçmek isterse ısınıyor”
“Var ama kimse benle de temasa geçmedi” diye fısıldadı Harry ilk şaşkınlığını atınca. Ama sonra aynasının sandığında kot pantolonunun cebinde olduğunu hatırladı.
Ders sonunda ödev alan tek kişi Neville’di. Biçim Değiştirme Sınıfı’na girdiklerinde ise bu sefer Hufflepuff’larla girdiler. Çünkü derse giren kişi sayısı azdı. McGonagall, zor bir ders olan Biçim Değiştirme SBD’sinden Beklenenin Üstünde almayanları almıyordu.
Gryffindor’lardan Dean ve Parvati aralarına katılmıştı. Hufflepuff’tan ise Ernie Macmillan, Justin Finch-Fletchley, Hannah Abbot ve Susan Bones vardı.
Profesör McGonagall ise onları çok zorlayarak insan biçim değiştirmeleri yaptırmaya başladı.
“Hepinizin bunların üstünden gelebileceğinizi biliyorum” dedi kendi kolunu sopaya çevirip düzelterek. “Büyülü sözleri biliyorsunuz, başlayın”
Ders sonunda sadece Hermione başarılı olmuştu. Harry kapıdan çıkarken McGonagall “Saat altıda odamda, Potter” dedi.
Cezaya gitmeden önce midesine bir şeyler indirebilmek için kara bulutları biraz dağılmış olan Büyük salona gitti. Ron ve Hermione ile vedalaştı ve McGonagall’ın odasına doğru yola koyuldu.
McGonagall “Girin” dedi Harry kapıyı çalınca. “Ah Harry! Otur lütfen”
Masanın üzerinde bir şeyler yazan McGonagall, biraz sonra elindeki tüy kalemi indirerek “Önce seni kutlamalıyım, Harry. Dersimden Olağanüstü almışsın. Ama Mr Malfoy’a karşı davranışın çok yanlıştı. Kaba kuvvet hiç bir şeyi çözmez”
Harry bir şey söylemedi. McGonagall onu bir süre süzdü.
Sonra yazmaya devam etti ve “Bu sene ilk Quidditch maçımız Slytherin ile… Cadılar Bayramı şöleninden önce… Takım Kaptanı sensin artık” dedi iş bilir bir tavırla.
“Takım kaptanı mı?” diye sordu Harry boğazlanır gibi.
Profesör McGonagall onun ses tonunu fark etmiş olacak ki; yazmayı bırakıp ona dönerek “Evet sensin. Alicia ve Angelina mezun olduklarına göre, sen Takım Kaptanımızsın. Gerçi Katie Bell var ama, o, bu sene FYBS’lerine hazırlanacak diye onu kaptan yapmak istemedim” dedi.“Bu sene o kupayı gene istiyorum, Potter, o yüzden takımını doğru dürüst hazırlasan, iyi olur” diye devam etti.
McGonagall, gene Harry’yi çok şaşırtmıştı. Harry buraya cezaya kalmak için geldiğini sanıyordu ama Harry’yi bina takımının Kaptanı yaptı.
“Cezana gelince: Filch’in odasına git. O sana ne yapman gerektiğini anlatacak. Büyü kullanmak yok” dedi McGonagall ve Harry şaşkınca odadan çıkarken “Kaptanlık için iyi şanslar, Potter” diye ekledi.
Harry, Filch’in yanından geldiğinde çok yorulmuştu. Zaten bütün öğrencilere karşı kin güden Filch, ona ödül odasındaki ödülleri sildirdi. Hastane kanadındaki yatak lazımlıklarını ovdurdu. Şişman Hanım’ı karşısında görünce çok şaşırdı çünkü çok çabuk buraya geldiğini düşündü. “Parola” dedi Şişman Hanım.
“Gernegis” dedi Harry. Şişman Hanım’ın tablosu açılınca duvardaki delikten güçlükle tırmandı. Ortak salonda tek başlarına oturan Ron ve Hermione’yi görünce de çok şaşırdı.
“Ne oldu?” diye sordu Ron. “Filch, sana bütün okulu temizletmeye mi kalktı?” diye ekledi Harry’nin temizlik yapmaktan beyazlamış ellerini görünce.
“Denedi” diye tısladı Harry, Hermione’nin yanındaki koltuğa çökerek. Bir süre sessizce oturdu. Hermione ödevlerini bitirmiş, gene büyü yoluyla bir şeyler örüyordu. Harry, Ron’a kaşlarını çatarak baktı ve “Erit’ten vazgeçmemiş mi?” diye sordu. Ron, devam etmekte olduğu Legrand’ın ödevinin üstünden Harry’ye bakarak, başını iki yana salladı.
Hermione gene o ateşli şekliyle “Adı Erit değil” dedi.
Harry dayanamayıp “Hermione bütün ördüğün, çorapları falan hepsini Dobby alıyor. Diğer cinler senin ortalığa bıraktığın giysiler yüzünden buraya gelmiyor” dedi.
Hermione, Harry’ye acırmış gibi bakarak “Biliyorum. Bunu zaten Dobby’ye yapıyorum” dedi.
Ron başını sallayıp ödevine döndü. Harry ikisine bakıp “Quidditch takım kaptanı oldum. McGonagall söyledi” dedi birden yeni aklına gelmiş gibi.
İkisi birden “Biliyoruz” dediler. Harry’nin ağzı hayretle açıldı. Bir süre onlara baktı ama ikisi de onunla göz göze gelmedi.
“Ve bana söylemediniz, Ha?” dedi kızgınlıkla.
Ron, ona özür dileyen gözlerle bakarak “Sana sürpriz olsun diye söylememiştik” dedi.
“Nereden biliyordunuz?” diye sordu Harry birden koltuğundan doğrularak. Ron irkildi ve ödevine mürekkep damlattı.
Hermione “Dumbledore aynayla haber verdi” derken sesini iyice alçalttı.
Harry, biraz daha oturduktan sonra, yatakhaneye çıktı. Her zamanki gibi horlayan Neville’e kafayı takmadan uykuya daldı.
Harry, sonraki iki gün boyunca takım arkadaşlarını buldu ve takımda eksik olan oyuncular için Perşembe günü, seçme yapılacağını bildiren ilanını ilan tahtasına astı. Geçen sene Harry’nin yerine Arayıcı olarak oynayan Ginny, zaten takımda olduğundan, ve Harry, onun iyi uçtuğunu bildiğinden, geriye sadece iki tane oyuncu eksik kalıyordu. Bir Kovalayıcı ve bir Vurucu…
Katie Bell de dahil bütün herkes gelip, kaptanlığı için onu kutladı. Roger Davies gelip “İyi şanslar Potter” dedi. Malfoy ise sadece pis pis sırıtmakla yetindi.
Harry, aslında takıma, iki tane yeni Vurucu alma taraftarıydı ama Kovalayıcı olarak oynayacak olan Ginny’nin, ısrarlarına boyun eğerek Sloper’ın takımda kalmasına razı oldu. Geçen seneki kupayı almalarında onun da payı vardı çünkü. Diğer oyuncu Kirke ise takımda olmak istemediğini söyledi.
Perşembe akşamı yemekten sonra, Quidditch sahasına gittiğinde, Harry ne kadar az kişinin takıma girmek istediğini görünce çok üzüldü. En azından üç gündür yağan yağmur biraz durulmuş ve yerini parçalı bulutlu bir akşamüstüne dönüştürmüştü, ama hava henüz kararmamıştı.
Beşinci sınıflardan, Ginny’nin, Ethan Burke dediği kareli gözlüklü bir çocuk ve siyahi bir arkadaşı, gene beşinci sınıftan Harry’nin hayranı olan Colin Creevy ve kardeşi Dennis, dördüncü sınıfta olduğunu bildiği kumral ve örgülü saçlı bir kız, yedinci sınıftan adının Jane Frost olduğunu bildiği sarışın bir kız ve Harry’yi çok şaşırtarak ellerinde süpürgeyle gelen Hermione ve Neville.
Harry, Hermione’yi tanıdığı kadarıyla derslerden başka hiçbir şeyde iyi değildi. Neville ise sakar ve unutkanın biriydi, sürekli sakatlıklar çıkarırdı.
“Burada ne arıyorsunuz?” diye sordu Ron şaşkınlıkla.
“Tabii ki seçmeye katılmaya geldik” dedi Hermione gözlerin ateş saçarak. Neville ise sadece yutkundu.
İkisinin orada bulunmasına gülen Harry, Hermione’nin kızgın bakışlarını görünce vazgeçti. Neville ve Hermione de sıranın en sonuna girince, Ginny, Katie ve Sloper Harry’nin seçme kurallarını anlatmasını beklediler, Ron ise adaylara kırmızı renkli yedek üniformalar dağıttı.
Hermione ve Neville’e üniforma verirken, kendini çok zorlayarak gülmemeyi başaran Ron, elinde süpürgesiyle Harry’nin yanına gelip beklemeye başladı.
“Herkesi ikişer ikişer alıcaz. Kovalayıcı olarak katılmak isteyenler sol, diğerleri sağ tarafa geçsin” dedi Harry sıkıntıyla. Bir an önce başlamasını adaylardan daha çok istiyordu. Bütün yaz bunun hayalini kurmuştu, yeniden uçmanın.
“Şimdi, kurallar şunlar: Kovalayıcı olarak oynayan aday, diğer Kovalayıcılarla paslaşarak, Ron’a gol atmaya çalışacak, Vurucu adayı ise Kovalayıcıları nişan alarak, elinde Quaffle’ı tutanı vurmaya çalışacak, anlaşıldı mı, sorusu olan?-eee- evet ismin neydi acaba?”
Örgülü saçlı kız elini kaldırmıştı. “Suzanne Thomson, peki diğer vurucu ne yapacak?” diye sordu.
“Takıma zaten girmiş olan vurucu, kovalayıcıları koruyacak” dedi Harry. “Ethan ve -eee ismin nedir?” diye sordu Harry, Ethan’ın siyahi arkadaşına bakarak.
Teni gibi kapkara gözleriyle Harry’ye dönen çocuk “Oscar Red” dedi.
“Pekala ilk önce siz ikiniz- yukarıya bakarak- “hava kararmaya başlamadan çalışmak en iyisi” dedi Harry ve peşinde takımıyla birlikte sahaya girerek Ateşoku’na bindi. Diğerleri de onu takip ettiler.
Harry ayağını kuvvetlice yere vurdu ve havalanır havalanmaz yüzünü kamçılayan hafif rüzgar, daha bu sabah yeni durulmuş kötü havanın habercisi gibiydi. Harry, herkes yerlerini almadan önce sahayı turladı. Çok yükseklere fırladı, çemberlerin çevresinde dolandı, Ron’u yanından geçerek korkuttu.
Ama daha fazla vakit geçirmemek için asasını çıkarıp Quidditch sandığına sallayınca bludgerlar fırladı ve sonra aşağı indi. Quaffle’ı salmadan önce adayların yerini almasını bekledi ve Quaffle’ı havaya fırlatınca seçme başladı. Adayların takımın geri kalanıyla, uyumunu görmek isteyen Harry, Ron’un tutucu olduğu takımıyla birlikte havalandı.
İlk sırada Ethan Burke ve arkadaşı süpürgeleriyle havalandılar. Harry on dakika boyunca onların oynamasını izledi.
Kovalayıcılık yapan Burke “Hey Red! Sakin ol” diye seslendi arkadaşına, Red elinde Quaffle olan Ginny’yi değil de Burke’i vurunca. Burke ise ilk ciddi sınavında Ron’u geçemedi. İkincisinde üç kalede boş kalmasına rağmen, Quaffle’ı çembere isabet ettiremedi. Bir kere Ginny’nin attığı, çok yumuşak bir pası tutamadı. Arkadaşı Red ise ondan beterdi hep yanlış kişileri vuruyordu. Bir keresinde de oyunu Ateşoku’na binmiş, ve havanın çevresinde turlayarak izleyen Harry’yi süpürgesinden düşürüyordu. Harry yeteri kadar izlemişti.
Harry, aşağı süzülünce “Sıradakiler, hadi Colin” dedi az önce bludger geldiği için, neredeyse düşecek olan, yuvarlak çerçeveli gözlüğünü düzelterek.
Colin ve Dennis, Ethan ve Red’den bile beterdi. Ginny, dosdoğru üzerine gelen Colin’i son anda fark ederek büyük bir kazayı engelledi.
“Bludger kullanman gerekiyor, Colin” diye bağırdı Harry uzakta kalan Colin’e sesisini duyurmak için. Dennis ise ağabeyinden çok daha heyecanlıydı. Pasları isabetsizdi ve durmadan elinden Quaffle’ı düşürüyordu. Harry onun her yerinin heyecandan titrediğini görebiliyordu.
Colin, yanlışlıkla bludger yerine elindeki sopayla Katie’nin ensesine vurunca, Katie bayılmanın eşiğinden döndü, ve süpürgesine güçlükle tutundu.
Katie, Harry’nin yanından geçerken, kızgınlıkla ensesini ovarak “Bu ahmaklar takıma girdiği gün, kara bir gün olacak” dedi aksi aksi.
Harry, aşağı inmeden “Peki Colin, lütfen sopanı sonraki adaya ver. Teşekkürler” diye ekledi Colin’e.
Dördüncü sınıftaki kız, süpürgesiyle Harry’nin yanına doğru süzüldü.
Harry “Şey… Affedersin adın neydi?” diye sordu Ateşoku’nun sapına sıkı sıkı tutunarak.
Örgülü kız sabırla “Suzanne Thomson. Kovalayıcıyım” dedi. Rüzgarda uçuşan pelerini ve kahverengi gözleri, ile Harry’nin karşısında durdu. “Bana Suz diyebilirsin. Herkes öyle der. Şey kuralları tekrar söyler misin?”
Harry, antrenmanın uzun kurallarını hızlı hızlı anlatmaya koyuldu. “Kovalayıcılarla üç kere paslaşıp, tutucuyu mağlup etmen gerekiyor ve ayrıca gelen Bludger’lardan kaçmalısın.” – Jane Frost denen kızda gelince ona döndü- “Sen de Bludgerları elinde Quaffle’ı tutan kovalayıcıya atacaksın”
“Devam ediyoruz” diye seslendi takım arkadaşlarına. Ron sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. Az önce, antrenman bittiği halde Colin’in yolladığı bir bludgera hedef olmuştu. Jane Frost buğday sarısı saçlarını rüzgarda uçuşturarak süpürgesinden havalandı.
Harry bu ikilinin oynamasına üç dakika katlanabildi. Kimse sakatlanmadan “Teşekkürler Suz sana da Jane, kusura bakmayın” dedi.
İkisi de kadere razı gelmiş bir şekilde süpürgelerinden indiler ve diğerleri gibi okula yöneldiler. Geriye şimdi sadece aday olarak Hermione ve Neville kalmıştı. Onlar da süpürgelerine binmeye hazırlanırken Katie, Harry’nin tekrar yanına geldi ve “Bir sakatlık çıkmadan şu işi bitirsek iyi olur. Bu ikisinin oynadığını düşünebiliyor musun?” diye söylendi Harry’ye dudaklarını fazla kıpırdatmadan, çünkü az önce Hermione yanlarına süpürgesinde uçarak gelmişti.
Bir Önceki Sayfa



