Üçüncü Bölüm: Vampir’in Çığlığı

Olaylar üzerinden iki hafta geçmesine rağmen,okul içinde büyük bir dedikodu furyası başlamıştı. Fakat ölen insanların isimleri yüksek sesle ağza alınmıyordu. Sanki isimleri yüksek sesle söylenince ölümleri baş edilemez, büyük bir korkuya ve paniğe neden olacaktı.

Harry, insanların öldüğünü biliyordu ama, hayatına devam etme gibi bir ruh hali edinmişti. Bu duyguların, Susan ile ilgisi olduğu izlemine kapılmıştı.

Uzun yıllar hakkında konuşulan ve geçtiği yerlerde parmakla gösterilen damgalı biri olmuştu, O. Şu an ise insanların konuşacak başka şeyler bulması, hiç olmazsa ona huzur veriyordu. Öldürülen insanların hayatları ona şimdi o kadar uzak geliyordu ki; umursamamak daha kolaydı. Gene de içten içe geceleri uyurken, dehşet dolu kabuslar görüyordu. Bunun herhangi bir şey yapmamanın verdiği suçluluk duygusundan kaynaklandığını anlayabiliyordu.

Hogwarts, ölüm gibi bir sessizliğe gömülmüştü sanki, yüksek sesle konuşma veya birinin kahkahası çok garip kaçıyor hemen susturuluyordu. Bunu sadece öğrenciler benimsememişti.

Öğretmenler de, durup dururken öğrencilere bağırıyorlar(“Hermione sorunun cevabını bildiğini biliyorum” diye bağırmıştı Profesör Mcgonagall. Buna herkes çok şaşırmıştı çünkü, bir derste Hermione’ye ilk defa bir öğretmen bağırıyordu), derslerde durduk yere notlar kırıyorlar (“Sana kovayı uzatmanı söylemiştim, Neville” diye kızmıştı Profesör Sprout Neville’e, Gryffindor’dan on puan kırarak), Profesör Trelawney gibileri ise okulda gezinip sonun yaklaştığını haber verme gibi alışkanlıklar edinmişti.

Herkesi panik havası sarmışken Harry, Quidditch maçlarının iptal edildiği haberini duyunca sarsıldı. Kimileri için pek şok olmamıştı bu.

Harry artık sadece dersleri iple çekiyordu. Öğrenebildiği kadar şeyi öğreniyordu. Aslında her geçen gün daha da fazla güçlendiğini hissediyordu. Bir nevi yeni bir güç edinmişti.

Düşler Kuyusu’ndan geldiğinden beri vücudunda, diğer insanlardan ayrılan bir algılama bölgesi olduğunu düşünüyordu. Bazı şeyleri herkesten daha çabuk fark etme yeteneği oluşmuştu. Ron’un merdivende tökezleyeceğini ona arkası dönükken hissetmişti. Tam düşecekken onu omzundan yakalamıştı. Hermione’nin kazanının delineceğini anlamıştı. Kimsenin fark etmediği binlerce ufak şey vardı. Bir keresinde de yatakhanelerinde gezinen ufak bir örümceği Ron görmeden odadan çıkarmıştı. Kimse onu fark etmemişti bile.

Gene de bunları kafasına pek takmıyordu. Bütün bunların başından geçenlerle alakası olduğunu düşünüyordu. Kimseye de anlatma gereği duymamıştı.

*****

Harry, astronomi dersinden çıktıklarında, öğleden sonraki derse gitmeden Biçim Değiştirme ödevini yapmak için, boş ortak salona gitti. Herkes öğle yemeğinde olduğundan, sessizlik içinde ödevini bitirebilecekti.

Ödevinin ortalarına geldiğinde, portre deliğinden gelenlerin olduğunu fark etti.

“Susan! Susan! Burada mısın? Hey!”

Harry, Ron’un sesini tanıdı. Arkasını döndüğünde, Ron’un ortak salonda etrafa seslendiğini duydu.

“Susan! Susan!” diye seslendi Ron tekrar. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Alay eder gibiydi.

“Ne diye bağırıyorsun?” diye sordu Harry gülümseyerek. “Susan burda
değil ki”

Ron gözlerini kısıp, Harry’nin karşısındaki koltuğa oturarak “Gerçekten mi? Vay canına!” dedi huşuyla. O da gülümsemeye başlamıştı. “Seni onsuz göremiyordum da”

Onun yüzündeki ifadeyi izledikten sonra “Saçmalama şimdi” dedi Harry ve ödevine döndü.

“Tabii” dedi Ron. “Artık seni hiç göremiyoruz. Hiç konuşamıyoruz”

Harry gene sessiz kalınca Ron devam etti: “Artık seni tanımıyorum, abi. Kimsin sen? Nerde eski Ron ve Harry… Artık kızlar olmadan bir şey yapamıyoruz, değil mi?”

Alaylı bir şekilde konuşması Harry’yi bayağı güldürdü ama bir şey söylemedi. Ron ısrarla konuşmayı bırakmadı: “Aslında eskiden Hermione vardı. Yani arkadaştık. Ama ne zamandır, seninle takılamıyoruz. Ne biliyim, eskiden başımızı sürekli belaya falan sokardık”

Harry, ödevini bırakmak zorunda kaldı. “Tamam, tamam” dedi. Aklında ne zamandır yapmak istediği bir şey vardı zaten.

“Eğer seni bu kadar rahatsız ettiyse, bu gece görünmezlik pelerinini alıp Hagrid’i ziyarete gidiyoruz”

“İşte!” diye haykırdı Ron koltuğunda zıplayarak. “Hermione’ye haber vermek yok ama”

Harry ister istemez başını sallayıp ödevine dönerken, Hermione portre deliğinden girmişti. Harry, Ron’a bakıp seninde benden az kalır yanın yok
gibilerinden bir bakış attı ama Hermione “Susan akşam yemeğinde senle
görüşecekmiş. Gryffindor olmadığı için Şişman Hanım onu içeri almadı” deyince başını önüne eğdi.

Hermione de Ron’un yanındaki diğer koltuğa çöktü ve Harry’yi izlemeye
başladı. Harry yeni mürekkep şişesini açmış elinde tutarken ister istemez Hermione ile göz göze geldi. Onu süzüyordu.

“Ne var?” diye sordu.

Hermione, kaşlarını çatmış ve kollarını birbirine kavuşturmuş
halde ona bakarak “Susan’ı hala öpmediğine inanamıyorum” dedi
pervasızca.

“NE?”

Mürekkep şişesi Harry’nin elinden fırlayıp ödevinin kenarındaki
halıya düştü. Ron kahkahayı patlattı.

“Kim- ne- ned- niçin?” diyebildi Harry, sakin kalmaya çalışarak. Pek başarılı olduğu söylenemezdi.

Kendini toparlayıp yutkundu ve “Sana bunu söyledi mi?” diye sordu Harry.

“Tabii ki” dedi Hermione koltuğunda geriye yaslanarak. Kendinden gayet emin olan birinin havasında idi.

Harry bu haberi duyduğuna mı şaşırsın, sürekli pis pis sırıttığı için Ron’a bir tane patlatsın mı bilemiyordu. Ona “Bunda gülecek ne var?” diye sordu sertçe.

Ron, bir süre daha güldü ve sonra “Onu hala öpmediğine inanamıyorum, abi. Ne kadar zamandır çıkıyorsunuz” dedi gülümseyerek.

Hermione, Ron’a ters ters bakarak “Üfff- Sen ne diye gülüyorsun ki? Kendin çok mu matahsın sanki” deyince, Ron’un gülümsemesi işaret verilmiş gibi kesildi.

“İstersen sırları dökelim ha” dedi Ron tehditkar biçimde homurdanarak.

Hermione ona pek aldırmadan “Gerek yok” dedi.

Bu sefer gülme sırası Harry’deydi. “Ne oldu ki?”

Ron, konuyu geçiştirmek için, kimsenin cevap vermesine fırsat vermeden “Gerçekten kızlar birbirine böyle şeyleri anlatıyor mu?” diye sordu, saçları gibi kızıl kaşlarını çatıp Hermione’ye bakarak.

“Tabii ki. Her şeyi anlatırız” dedi Hermione. Sanki onların da bunu bilmesi gerekiyormuş gibi bir ifade takınmıştı. Harry’ye döndü. “Cho’yu öptüğünde daha hiç buluşmamıştınız bile. Sana inanamıyorum cidden. Susan bu yüzden, ondan yeterince hoşlanmadığını sanıyor”

Harry hala duyduklarına inanamıyordu. Eskiden olsa kızarırdı ama artık
utanma duygusundan biraz yoksun kalmıştı.

“Cho’yu ben öpmedim” dedi Harry. “O beni öptü, ayrıca kız ağlıyordu” –şüpheci bir tavırla ekledi- “Susan bunu nerden öğrendi ki?”

Hermione, bir anda bakışlarını kaçırınca Harry “Ona sen mi söyledin?” diye sesini yükseltti.

Hermione, bir sabırsızlık nidası daha koyuverip “Üfff! Söyledim tabii ki. Neden? Siz böyle şeyleri birbirinize anlatmıyor musunuz?” diye sordu hırçın hırçın.

“Hayır” dedi Ron. Harry de başını sallayarak onayladı.

Hermione ikisine garip bir bakış atarak “Neden ki?” dedi.

Ron, Harry’ye Harry de Ron’a baktı. İkisi de bir süreliğine düşündüler ama cevabı veren Ron oldu:

“Erkekler böyle şeylerden konuşmaz”

Hermione, tekrar bir ona bir de Harry’ye baktıktan sonra “Nasıl yani? Birbirinize sırlarınızı anlatmıyor musunuz?” diye sordu bu sefer daha ciddi bir edayla.

“Anlatırız ama kız arkadaşlarımızla ne yaptığımızı konuşmayız. Onlar özeldir” dedi Harry, Ron’a bakarak. Sonra Harry bunu bildiğine kendi de şaşırdı. Ron da onun kadar şaşkın görünüyordu.

“Bütün bunları nerden biliyorsunuz ki? Yani erkeklerin konuşmadığını” dedi Hermione alaycı bir edayla.

Sayfa Çevir: 1 2 3 4


Bir Önceki Sayfa
eXTReMe Tracker