“Adı-Anılmaması-Gereken-Kişi’nin ordusu geri püskürtüldü. Ancak, kötü haberler gelmeye devam ediyor. Sihir Bakanı David Boot, Affedilmez Lanet’le öldürülmüş olarak bulundu.
Dün, Gelecek Postası binasını da ele geçirmek isteyen ve kendilerine İmparatorluğun Askerleri diyen Ölüm Yiyenler, Kingsley Shacklebolt’un komutasındaki İkinci Ordu tarafından saf dışı bırakıldılar. Geri çekilmek zorunda kaldılar. Ama Bakanlık’ın kayıpları her geçen gün artıyor.
Cuma Günü, Bakanlık’a saldıran Ölüm Yiyen ve Vampir’lerden oluşan orduyu, bir tek darbeyle saf dışı bırakan mucize çocuk Harry Potter, daha sonra Diagon Yolu’ndaki çarpışmada da ortaya çıktı.
“Bakanlık ordusuna güç ve moral aşılayan Potter’ın, savaştaki rolü hafife alınamazdı” dedi bir Bakanlık çalışanı muhabirimizle röportajında. “Onun gelmesiyle Ölüm Yiyen ordusunun geri çekilmesi bir oldu”
Aşağıda da haber devam ediyordu. Ama oraları okumak istemedi. Hep onu övüp duruyorlardı.
Harry, mağaralardan çıktığını pek hatırlayamıyordu. Çünkü yorgunluktan üç gündür kendisine gelememişti. Tarihi gazeteden öğrenmişti. Uyandığında ise kendini Hogwarts’ın hastane kanadında bulmuştu. Yanında kimse yoktu ve o da yatağın yanındaki sehpadan aldığı Gelecek Postası’ndaki haberi okuyordu. Muggle doğumlularla ilgili bir haber bulamamıştı. En çok onlara ne olduğunu merak ediyordu.
İnsanların nerede olduğunu merak eden Harry, yataktan kalkmak için hamle ettiği sırada, gelenler olduğunu duydu ve geri uzandı.
İlk önce yüzünde bir gülümsemeyle gelen Ron, arkasında capcanlı görünen Hermione ve bir sürü kişi, önce Justin, sonra Creevy kardeşler, Neville, Amanda ve yanında Miranda ve Jessica ile içeri girdiler, en arkadan ise biraz üzgün görünen Susan girdi.
Harry’nin içi rahatlamıştı. En azından arkadaşlarını kurtarmayı başarmıştı.
Kapıda daha bir sürü kişinin olduğu belli oluyordu. Ama onlar içeri girmediler.
“Harry” dedi Hermione ve koşarak ona sarıldı. Ve onu yanaklarından bir çok kere öptü. Harry biraz şaşırsa da, o da ona sarıldı.
“Ne oldu?” diye sordu Harry şaşkınlıkla.,
“Bizi kurtardın, Harry” dedi Hermione, ona daha da çok sarılarak. Az sonra gözlerinden yaşlar gelmeye başlamıştı. Justin ve diğerlerinin de gözlerinden yaşlar geliyordu.
“Benim yaptığımı nerden biliyorsunuz?” diye sordu Harry hayretle.
“Karanlıkta senin sesini duyduk, Harry” diye cevap Dennis heyecanla. “Hepimizi senin sesin kurtardı. Senin yaptığını biliyoruz. Bizi işkenceden kur-
devamını geri getiremeden susuverdi.
“Çok korkunçtu, Harry” dedi Hermione.
Ron da yanlarına geldi. “Herkes seninle konuşmak için sıraya girdi. Bill, savaşta bir orduyu, tek bir büyüyle yok ettiğini söyledi”
Az sonra Bill de kapıdan göründü: “Normale döndüğünü görmek güzel” dedi ona. Bakanlık arması taşıyan siyah bir resmi cüppe giyiyordu.
Harry o kadar yorgundu ki; keşke beni yalnız bıraksalar diye düşünüyordu.
Bill hepsine “Profesör Dumbledore, Harry ile yalnız konuşmak istiyor” dedi.
Susan, hüzünlü gözlerle ona baktı ve bir şey söyleyecek gibi oldu. Ama onun yerine, arkasını dönüp herkes gibi dışarı çıktı.
Harry, olanları yavaş yavaş hatırlıyordu. Flamel’in ölümünü, Lupin’in intiharını, intikamını alamamasını…
Az sonra Profesör Dumbledore içeri girdi ve kapıyı kapatıp elindeki asasını sallayarak “Collotroportus!” dedi. Odada kırmızı bir ışık çakınca, Harry’nin yatağının yanındaki sandalyeye oturdu. Bembeyaz cüppelere bürünmüştü.
“Nasıl hissediyorsun, Harry?” diye sordu Dumbledore.
Harry, nasıl hissettiğini hiç bilemiyordu. Ama konuşmaya başlayınca, yaşadığı her şey ağzından dökülüyordu. Ona Lupin’in intiharından başlayıp, Gary ile karşılaşmasını, sonra o kişinin Flamel olduğunun ortaya çıkması, Işık Kulesi’nden Lazar isimli büyücünün onlara ihanetini, sonra Gringotts’a girişlerini, bir süreliğine Flamel’in kendisine ihanet ettiğini sanması ama sonra Voldemort’u kandırmak için numara yaptığını, Cadı Avcısı’nı yok ederken Voldemort’un kaçması ve Flamel’in ölmesiyle ilgili her şeyi anlattı.
Bir tek Flamel’in neden bütün bunları tek başına planladığı kısmını anlatmadı. Yirmi dakika geçmişti bile.
Dumbledore sandalyesinde geriye yaslandı. “Bir iki yerde hatan var, Harry” dedi.
Harry, su içtiği bardağı sehpaya bırakıp, şaşkınca “Hayır, yok” diye mırıldandı.
“Evet var. Flamel’in öldüğü kısım mesela, eğer ölmüş olsa sana bunu nasıl gönderecekti?” diye sordu Dumbledore, cüppesinin altından Flamel’in Harry’ye verdiği kısa kılıcı çıkardı.
Harry, heyecan dolu bir sesle “Yani-yani ölmedi mi?” diye sordu. “Ama- ama bina üzerine yıkıldı” dedi kesik kesik konuşarak.
“Flamel ile konuştum” dedi Dumbledore gülümseyerek. “Bana her şeyi anlattı. Sana anlattığı her şeyi de anlattı. Merak etme, o ölmedi”
Harry’nin içini büyük bir rahatlama kapladı. Sevinçten konuşamayacağını sanıyordu. Bu haber gerçekten şimdiye kadar duyduğu en iyi haberdi.
“Asıl haber o değil” dedi Dumbledore gülümseyerek. Açık mavi gözleri adeta, kahkahalar atıyordu. Kısa bir süre geçince “Kurtadamlar hakkında ne biliyorsun, Harry. Yani nasıl öldürülürler, biliyor musun?” diye sordu.
Bir Önceki Sayfa



