İkinci Bölüm: Kötü Başlangıçlar

“Harry” dedi yan koltukta oturan yaşlı bir ses. Harry, hemen ona döndü.

“Profesör, nerdeyim?” diye sordu Harry. Gözlerinin önünde yıldızlar uçuşuyor, ve karanlık bir perde üzerine çökmüşçesine görme yetisini kaybetmişti.

“Işık Kulesi, Harry” dedi Dumbledore. “İyi misin?”

“Sanırım” dedi Harry gözlerini ovuşturarak, sonra başını tekrar yastığa koyduğu an gözleri görmeye başladı, ve idrak etmesi biraz uzun sürdü. Işık Kulesi’nde, yazın sonunda, bir hafta kaldığı küçük odadaydı. Yara izinin acısı azalmaya başlamıştı şimdi.

“Profesör, neler oldu?” diye sordu Harry.

“Her şey toplantı sırasında açıklanacak” dedi Dumbledore, gülümseyerek. Harry’nin alnına bir pamukla dokundu. Pamuğun kenarları kanla doluydu.

“Profesör, neler oluyor?” diye sordu, onun elindeki kanlı pamuk parçasını görünce. Yatağın kenarındaki ufak yatak sehpasının üzerinde de, kanla kaplı pamuk parçaları vardı.

“Yara izin kanıyordu” dedi Dumbledore düşüncelere dalmış bir halde.

Harry elini yara izine götürdü ama her şey normal görünüyordu.

“Ne zamandan beri, kanıyor?” diye sordu yutkunarak. Olanların şokunu üzerinden bu kadar kolay atamayacağını biliyordu ama, bilgiye olan açlığı onu, kara kara düşünmek yerine konuşmaya itiyordu.

“Bugün olan sarsıntıdan beri” dedi Dumbledore. “On saattir baygınsın”

Harry kafasını toplamak için kendine zaman tanıdı. O sırada Dumbledore konuşuyordu fakat Harry ne söylediğini hiç dinleyemedi. Ama bu kısa süre içinde sadece gördüklerinin flu şekilleri gözünde canlanıyordu. Tek bir şeyi hatırlayabiliyordu: “Grimlock”

“Grimlock mu?” diye sordu Dumbledore birden.
“Tek hatırlayabildiğim bu” dedi Harry dürüstçe. Ama nefesini kontrol edebiliyordu. Artık her şey normale dönmüş gibiydi. “Yara izim neden kanıyor, Profesör?”

“Buna cevap veremem, çünkü sadece tahminlerden oluşan bir bilgi olacak. Zaten bunun için pek zamanımız yok. Toplantımız var” dedi Dumbledore.

“Toplantı mı?” diye sordu Harry, ama aklı başka yerdeydi.

“Evet” dedi Dumbledore, “Ayağa kalkabilecek gibi misin?”

“Evet, sanırım” dedi Harry tam emin olmadan. Ama ayaklarında tekrar güç hissediyordu.

Dumbledore, Harry’yi kolundan tuttuğu gibi ayağa kaldırdı. Asansörden yukarıya çıkardı ve Harry’nin daha önce birçok kez bulunduğu büyük salona geldiler.

Salondaki kreton koltukların üzerinde birçok cadı ve büyücü oturuyordu. Harry, Sally’yi görür görmez, Sally ona doğru gelip boynuna sarıldı. Harry biraz yalpaladı ama, ayakta durmayı başardı.

“İyi görünüyorsun, çok şükür” diye fısıldadı Sally, Harry’nin kulağına. Herkes gene beyazlar içindeydi.

Harry yazın bir iki kere gördüğü insanların ona bakarken ki yüz ifadelerinin değişmiş olduğunu fark etti. Harry’nin gördüğü kadarıyla grup içinde iki kişi eksikti. Nicolas ve Perenelle Flamel…

Bunu kafasına takmadan, onun yanına gelip aynı Sally gibi ona sarılan öğretmeni Profesör Legrand’ı izledi.

Dumbledore, Harry’nin arkasına bir koltuk daha yarattı ve onu oturttu. Dumbledore da yanına oturdu. Legrand ve Sally yerine geçince, Harry’nin daha önce tanıştığı yüzü tamamen yaralarla kaplı Olga Giorgione isimli kadın konuşmaya başladı.

“Dördü hastaneye kaldırıldı. Şu an bir çeşit uykuda gibiler. Muggle’ların deyimiyle komadalar” dedi. “Ama diğer dördü öldürülmüş. Lanete benzemiyor”

“Peki ya kurtulan ikisi neredeler?” diye sordu Lazar isimli divan üyesi. Sapsarı saçları ile bembeyaz cüppesiyle muhteşem görünüyordu. Harry daha önce de bu adamı görmüştü ama nedense bu kadar ilgisini çekmemişti. Yaşlı yüzündeki çizgiler, kralları andırır nitelikteydi.

“Onlara ne oldu bilmiyoruz, henüz. Öldürülmediler, ama sorgulanmak üzere götürüldüklerini düşü-

“Hayır” diye araya girdi Dumbledore. “Götürülmediler. Kaçmayı başardılar. Ve bana anlattıklarına bakılırsa, çok büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız”

“Neredeler?” diye sordu Ludwig Möller. Karanlık yüzü kuşkuyla kısılmıştı.

“Güvende” dedi Legrand, Sally’nin yanından. “Kaçmayı başarmışlar, ilginç bir hikayeleri var. Gary isimli biri onlara yardım etmiş. Ve Brian bu Gary’yi tanıyormuş” diye ekledi Dumbledore’a bakarak.

Dumbledore, boğazını temizledi. “Gary isimli birini tanımıyorum. Belki sahte isim vermiş biri olabilir”

“Her neyse” diye devam etti Legrand. “Bir Ölüm Yiyen, on kişiye karşı geliyor ve dördü tanesini öldürüp, dördünü komaya soktuktan sonra, ortadan yok oluyor”

“Ve bu on kişi önemsiz insanlar da değiller. Zamanımızın en iyi büyücü ailelerinden gelen insanlar. Bizim kadar güçlü büyücüler. Bir Ölüm Yiyen nasıl bu kadar güçlü hale gelebilir ki?” dedi Harry’nin kel olduğunu bildiği Arap kökenli üye.

“Nasıl olur bilmiyoruz. Şimdilik sadece araştırma aşamasındayız” dedi Olga. Yüzündeki yaraları, Harry, onu son gördüğünden beri azalmış gibiydi. Ya da sadece Harry’ye öyle görünüyordu.

“Mrs Giorgione, eğer tek Ölüm Yiyen, on kişiye karşı gelip onları yenecek kadar güçlendiyse, Voldemort’u nasıl durduracağız?” diye sordu Mr Möller, akıcı Alman aksanıyla. Herkes kısa bir sessizlik içerisine düştü.

“Ya bugün olan sarsıntı?” diye sordu Olga, Harry’ye dönerek. “Bugün olanlar sırasında bir çeşit kriz geçirdiğiniz söyleniyor, Mr Potter”

“Bütün bunların bu sarsıntı ile ilişkisi olup olmadığı fikrine nerden kapıldınız? Alt tarafı bir depremdi” dedi Sally, Harry’nin omzunu tutarak.
“Sadece Londra sallandı. Ve Muggle haberlerinde dinlediğime göre depremin merkezi bizim Diagon Yolu’na çok yakın bir yerde” dedi Dimitrov isimli üye, Olga’nın izinden giderek.

“Tesadüf olabilir” dedi Arap büyücü. Kalın kaşlarını çatmıştı.

“Olabilir tabii” dedi Olga. “Ama aynı zamanda deprem sırasında, Potter’ın bir çeşit imge gördüğünün söylenmesi, işleri daha da zora koşuyor”

“Biliyorum, bir şeyler yapmak zorundayız” dedi Erik Rydberg. “Harry” diye ekledi ona dönerek, “Biliyorum senin için zor olacak ama, bugün neler oldu bize anlatabilir misin?”

“Evet, bilmek istiyoruz” dedi Olga. “Lütfen”

Legrand “Bakın bunun şimdi iyi bir zamanlama olduğunu düşünmüyorum. Bugün Harry çok şey yaşadı ve-

“Ve eğer buna bir son vermezsek, daha kötü şeylerde yaşayabilir, değil mi? O yüzden bilmek zorundayız. Elimizde çok fazla bir ipucu yok” dedi Olga. “Harry, lütfen bize neler olduğunu anlatabilir misin?”

Harry, önce Dumbledore’a baktı, sonra başını Olga’ya çevirdi. Kimse itiraz etmeyince, İster istemez hafızasını kurcaladı, herkesin gözü üzerindeyken hatırlaması daha da zorlaşıyordu ama, denedi.

Fakat bu, avucunun içinde su tutmaya benziyordu. Ne kadar çabalarsa çabalasın anıları kopuk kopuk idi. Ve elinden kayıp gidiyordu.

“Üzgünüm” dedi Harry uzun bir süre sonra. “Tek hatırladığım Grimlock diye bir isim, o kadar”

Sayfa Çevir: 1 2 3 4


Bir Önceki Sayfa
eXTReMe Tracker