Dördüncü Bölüm: Eskiden Oldukları Gibi

“Hermione!” diye seslendi Harry.

Harry, “Beni duymadı herhalde” diye düşündü. Çünkü Hermione, hala ortak salondaki, ateşin köreldiği şömineye bakıyordu. Harry yavaşça ve biraz da uyku sersemi halde onun yanına yaklaştı. Saat sabahın dördü idi ve Harry’yi bir türlü uyku tutmamıştı.

Ortak salon, şöminedeki ateş azaldığından dolayı biraz kararmış ve soğumuştu.

Hermione, hafif loş bir ışıkta pijamaları ile koltuğa oturmuş, boş gözlerle şömineyi izliyordu. Kucağında açık duran siyah kapaklı bir kitap vardı.

“Hermione, bu saatte burada ne arıyorsun?” diye sordu Harry. Ama Hermione, onu fark ettiğine dair bir işaret vermedi. Harry koltuğun etrafından dolanıp Hermione’nin önüne geldi. Önündeki kitabı aldı ve ne olduğuna baktı. İsmi “Canavarların Geçmişi” idi.

Harry kitabı kapatıp karşıdaki koltuğa fırlattı. Sonra Hermione’ye döndü. O hala aynı noktaya bakıyordu. Hermione sanki körmüş gibi, elini gözlerinin önünde gezdirdi. Bir şey değişmedi.

“Hermione!” diye bağırdı Harry ama, Hermione yine aynıydı. Boş boş bakıyordu. Sanki bakışları Harry’yi delip geçiyordu.

Birden nefesini içine çekti ve koltuğuna gerildi. Korktuğu bir şeyi görmüş gibiydi. Gözlerini kocaman açmış, titremeye başlamıştı. Harry önüne eğildi ve onun elini tuttu. Ama Hermione hala korkuyordu. Harry, onun bir çeşit uyur gezer olduğunu düşünmeye başlamıştı ki, Hermione bas bas bağırmaya başladı.

“BIRAK ONU! HAYIR! SAKIN ONA ZARAR VERME- HAYIR. LÜTFEN. BIRAK ONU, GİTSİN”

“Hermione… Hermione… kendine gel” dedi Harry onu kollarından tutup sarsarak. Ama Hermione bağırmaya devam ediyordu. Gözlerinden yaşlar gelmeye başlamıştı şimdi de.

“SANA ONU BIRAK DEDİM. O HİÇBİR ŞEY YAPMADI”

“Hermione… kendine gel”

“HAYIR. YAPMA… Yapma… Yapma…” derken sesi yavaş yavaş azaldı ve gözlerini kapadı. İki dakika kadar sonra, gözlerini açmıştı.

“Harry burada ne arıyorsun?” diye sordu Hermione yeni uyanmış gibi. Gözlerini ovuşturdu.

“Ne diye bağırıyorsunuz?” dedi bir ses arkalarından. Bu gelen buğday rengi saçları dağınık duran Jane Frost’tu. Üzerinde pembe benekleri olan bir pijama giymişti.

“Tamam” dedi Harry, Jane’e dönerek. “Sadece kötü bir kabustu. Özür dilerim”

“Peki” dedi Jane biraz somurtarak. Sonra yukarı yatakhanesine çıktı.

Hermione şaşkınca çevresine bakınarak “Buraya nasıl geldim?” diye sordu.

Harry geri çekilip kendi koltuğuna geçtikten sonra “Buna, senin cevap vermeni umuyordum” dedi.

“Bilmiyorum” dedi Hermione elini alnına koyarak. “Sanırım- evet-evet- kitap okumaya geldim. Uyku tutmadı”

Kucağına ve etrafına bakındı.

“Nerede bu?”

Harry, kalkıp diğer koltuktaki kitabı Hermione’ye uzattı.

“Evet” dedi Hermione kitabı eline alınca. Kitabı açtı ve sayfaları karıştırmaya başladı. Harry, onu biraz izledikten sonra kalkıp yanına gitti.

“İşte” dedi Hermione. “Şuna bak”

Hermione alçak bir sesle okumaya başladı.

“Vampirler doğaları gereği, insan kanına muhtaçtırlar. Bilinenlerin aksine hiçbir vampir ölümsüz değildir. Kan olmadan varlıklarını sürdüremezler. Onları asıl cezbeden şey, dişilerin kanıdır. Aynı zamanda onların üzerinde müthiş bir güçleri vardır. Bir insanı cezp etmeleri çok kolaydır. Vampir karşısına çıkacak olan birinin iradesi son derece güçlü olmalıdır”

Hermione okumayı bitirince Harry’ye baktı ve “İşte bu yüzden o vampir, beni etkiledi” dedi.

“İyi de” dedi Harry, Hermione’nin söylediklerinin izinden giderek. “Bu, senin neden burada, uyurken, gözlerin açık bir halde bağırıp çağırdığını anlatmıyor”

“Efendim!” dedi Hermione şaşkınca.

“Az önce, buraya geldim, gözlerin açıktı ve kendinde değildin” dedi Harry. “Sonra da bağırıp çağırmaya başladın”

“Ben-

“Kabus falan mı görüyordun?”

“Bilmiyorum, ben-

Sayfa Çevir: 1 2 3 4


Bir Önceki Sayfa
eXTReMe Tracker