Dokuzuncu Bölüm: Ölümün Nefesi

Hastane kanadına geldiklerinde bir sürü kişinin, çığlıklar atan hastaları getirdiğini gördüler. Öyle ki; hastane kanadı insan çığlıklarıyla kaynıyordu. Hepsinin ağzından ve burnundan kanlar geliyordu.

Harry, Hermione’yi bir yatağa bıraktı, Madam Pomfrey elinde bir şişe ve bardakla geldi.

“O ne?” diye sordu Ron. Hermione’yi zaptetmeye çalışırken terden sırılsıklam olmuş olan Harry, Jane ve Dennis’i getirenlere yardıma koştu.

Madam Pomfrey “Huzur sıvısı” dedi. “Ona içirmeliyiz. Az öncekinde işe yaradı”

Ron “HARRY BURAYA GEL ÇABUK” diye böğürdü. Harry, Jane’i karşı yatağa nihayet yatırdıkları zaman, koşarak geri geldi. Hermione’nin gözbebekleri yerinde değildi. Çığlıklar atıp etrafı yumrukluyordu. Ron ve Harry onu sabit tutmaya çalıştı ve Madam Pomfrey, ağzından huzur sıvısını döktü. Hermione sıvı boğazından girerken, biraz öksürdü sonra çığlıkları yavaş azaldı ve iki dakika kadar sonra gözlerini yumdu.

Gayet huzurluydu ve sessizce göğsü kalkıp iniyordu. Ron, onun başında oturmuş, içinden sessizce bir şeyler söylüyordu. Gözlerinden gelen yaşlar, Hermione’nin yatak şiltesine akıyordu.

Harry her geçen dakika hastane kanadının daha da fazla insanla dolduğunu gördü. Az sonra çığlıklar atan Justin’i taşıyan grup, içerisinde Susan da geldi.

Gözlerinden yaşlar gelirken, Susan ona sarıldı.

Harry, kendini korkunç hissediyordu ama, her gelene huzur sıvısı içirilene kadar da yardım ediyordu. On kişiden sonra hastane kanadındaki yataklar da doldu. Şimdi Profesör Flitwick de gelmişti. Yeni gelenlere yatak yaratıyordu. Yataklar artık koridora çıkmıştı. Harry gelenlerin hepsinin Muggle doğumlu olduğunu biliyordu.

Harry ona “Profesör Lupin nasıl?” diye sordu.

“Buraya getirecektik ama istemedi. Tehlikeli olduğunu söyledi. Ona kara büyü yaptıklarını söyledi. Onu bir zindana kapatmamızı istedi” dedi Flitwick başka bir yatak daha yarattıktan sonra. “Bizde zindanlara götürdük, Sprout ona bakıyor şu an. Huzur Sıvısı ve Kurtboğan iksiri verdik. Seninle konuşmak istiyor. Bakan’ın kaçırılacağını söyledi”

“Şu an iyi mi?” diye sordu Harry şaşkınca.

Flitwick, başka bir yatak daha yarattı ve Harry, yeni getirilen Colin’e yardım etmeye gitti. Colin’in de diğerlerinden farkı yoktu. Harry’ye Seamus ve Dean de yardım ettiler. Lavender ve Parvati ise diğerlerine bakıyordu.

“Seni görmek istiyor” dedi Flitwick. “Zindanlara in, burayı bize bırak. Lupin’in anlatacağı şeyler var”

Harry, hastane kanadının içine son bir kez bakıp, Hermione’nin uyuduğunu gördü ve hızla merdivenlere yöneldi. Bugün olanlardan sonra, kendine nasıl geleceğini bilmiyordu. Tek bildiği Snape’in sınıfına giden merdivenlere yöneldiği idi.

Giriş Salon’undan geçerken öyle yorulmuştu ki; koşmayı bıraktı. İşte o sırada birilerinin kahkahayla güldüğünü duydu. Sonra duraksadı ve Büyük Salon’un kapısından içeriye baktı. Malfoy ve Slytherin çetesi, birbirlerine bir şeyler söyleyip gülüyorlardı.

Harry, ne söylediklerini duyabilmek için dikkat kesildi.

“Gerçekten mi?” dedi Nott denen çocuk.

“Evet” dedi Malfoy. “Bütün bulanıklar, hastane kanadındalar”

“Vay canına!” dedi Crabbe etkilenmiş gibi.

“Öyle” dedi Malfoy pis pis gülerek. “Hepsi geberiyor, en çok da o Hermione denen pisliğin geberip gitmesini istiyorum”

Bu bardağı taşıran son damlaydı. Kan beynine sıçramıştı artık. Kapıyı aniden açıp Büyük Salon’a daldı. Dört kişilerdi. Malfoy, Crabbe, Goyle ve Nott vardı. Malfoy’un sırtı, Harry’ye dönüktü.

“O aptal Potter ve sevgilisini de en kısa zamanda, babam öldürecek bak görürsün” dedi başka bir kahkaha atarak. Ama yanındakiler Harry’yi görmüştü. O yüzden onlar gülmedi.

Malfoy onlara “Ne oldu?” diye sordu ve baktıkları yöne dönünce nefretten boğazı kurumuş Harry’yi gördü. Harry “SEN!” diye kükredi ona.

Malfoy ve diğerleri hemen ayağa kalktı. Ama Harry çok hızlıydı. Asasını Malfoy’a odakladı ve nasıl yaptığını bilmeden, onu yerden havaya kaldırdı. Diğerleri geri çekildiler.

“Bir daha bir şey konuşmayacaksın” diye hırladı Harry. Daha önce bir kere daha böyle hissettiğini hatırlıyordu. O da Sırlar Odası’nda Bellatrix’e işkence ederken idi. Resmen içinde bir şeyler Malfoy’u kırmak, parçalara ayırmak istiyordu. Ama nefretine hakim olarak, diğer üçüne baktı.

“Bir daha bir şey söylediğinizi duyarsam, çok kötü olur” dedi. “Şimdi kıçınızı kaldırıp hastane kanadına yardıma gideceksiniz. Eğer gitmediğinizi, yardım etmediğinizi veya alay ettiğinizi duyarsam, ne yapacağımı hayal bile edemezsiniz” diyerek tehdit etti onları. Üçü de başlarını salladı ve korkuyla salondan kaçıştılar. Malfoy ise hala yerden birkaç metre yukarıda, felce uğramışçasına duruyordu.

Harry yine nefretine hakim olup onu bıraktı. Ama çok zorlanmıştı. Bir şey yapmadan, Büyük Salon’u terk etti. Zindanlara doğru inmeye başladı.

*****

Soğuk taş duvarlar, Harry’nin tüylerini ürpertiyordu. Burasının tarih boyunca gerçekten de korkunç şeylere şahit olduğuna emindi.

Paslanmış demir parmaklıklı kapılar ve pencerelerle kaplı zindan, koridor boyunca meşalelerle aydınlatılmıştı. En uçtaki kapı da Profesör Sprout ‘u gördü Harry.

Bir gayretle ve hızlı adımlarla ona doğru yaklaştı. Kapısı açık ve yıllardır kullanılmayan hücrelere baktı. Hepsinde pis ve küflenmiş bir yatak ve bir tuvalet vardı. Ayrıca, odaları aydınlatan pencereler, demir parmaklıkla kaplıydı.

“O nasıl?” diye sordu Sprout’a.

“İyi” dedi. “Çok daha iyi, biraz önce kendine geldi… -demir kapıyı açıp içeri baktı ve -“Sen içeri gir, ben gidip hastalara yardım edeceğim”

Harry içeri bakınca, Lupin’in yatakta yattığını gördü. Ama gözleri açıktı.

Sayfa Çevir: 1 2 3 4


Bir Önceki Sayfa
eXTReMe Tracker