Sabah olduğunda, kendisini bu kadar uzun bir günün beklediğini hiç bilmiyordu. Yine en geç kalkan kendisi olmuştu.
Ortak salona indiğinde Hermione’yi önünde bir sürü kitapla otururken bulmuştu. Ron ise onu kahvaltıya indirmeye uğraşıyordu.
“Hadi, inelim. Gelince söz beraber arayacağız” dedi Ron bıkkınlıkla. “Hem daha Dumbledore ile konuşmaya gideceğiz. Belki o ne yapılması gerektiğini biliyordur”
Harry de gelince Hermione itiraz edemedi. Birlikte kahvaltıya inerlerken Jane’i karşıdan onlara doğru gelirken gördüler. Bu sabah, eskisine nazaran çok daha iyi görünüyordu.
Hermione, Jane ile konuşmak için durunca Ron ve Harry, devam ettiler. Kahvaltı masasına oturduklarında, Hermione henüz gelmemişti. Gelecek Postası’nı getiren baykuşa parasını bu sefer Harry vermek zorunda kaldı.
Gazeteyi, okumak isteyen Ron’a verdi. Az sonra Hermione salonun giriş kapısından göründü. Biraz öncesine nazaran daha neşeli gibiydi.
“Hermione, o ne?” diye sordu Ginny, onun elindeki siyah renkli büyük cam şişeyi görünce.
Harry, sohbete katılmadan sessizce kahvaltı ediyor ve günün iyi geçmesini dileyerek, dilimlenmiş ekmeğine yağ sürüyordu. Ron ise Hermione’ye gelen Gelecek Postası’na göz gezdirmekle meşguldü.
Neville ve Dean bir köşeye çekilmiş, uzakta tek başına yüzü bir karış oturan Seamus’u izleyerek sohbet ediyorlardı. Harry, Seamus’a bakınca onun gerçekten üzgün olduğunu fark etti.
Önce Ron’un yanına geçen Hermione şişeyi masaya koyunca “Huzur sıvısı” diye cevap verdi. Kimsenin aptalca bir soru sormasına da izin vermeden “Artık kabus görmek istemiyorum” diye ekledi. Neville ve Dean sohbet etmeyi bırakıp Hermione’ye döndüler.
Neville “İşe yarayacağını nereden biliyorsun?” diye sordu.
Yabanmersini reçeli dolu kavanozu kendisine doğru çeken Hermione “Jane söyledi” dedi içtenlikle. “O da Madam Pomfrey’den isteyip denemiş. Ve işe yarıyormuş. Üç gündür kabus görmemiş. Birlikte yaptık bunu” – diye ekledi siyah şişeyi eline alarak- “yarı yarıya paylaştık”
“Bunu ne zaman yaptın ki?” diye sordu Harry. “Kütüphaneye gittiğini sanıyordum”
Hermione, şişeyi bırakıp, balkabağı suyundan bir yudum aldı.
“Hep kütüphanede değildim. Bir çözüm arıyordum. Geçici bir çözüm olsa da, kabuslar görmeden güne başlamak da bir başlangıç sayılır” dedi gülümseyerek.
Harry, düşüncesini almak için Ron’a döndü ama o, gazetenin arkasında kaybolmuş gibiydi. Normalde onu, kahvaltı etmekten alıkoyabilecek tek şeyin etrafta bir örümceğin olması olduğunu düşünürdü, Harry.
“Ne okuyorsun?” diye sordu Harry masanın karşısına. Ron gazeteyi kenara çekip kafasını uzattı ve “Gazete” dedi.
“Vay canına!” diye mırıldandı Hermione. “Senin kahvaltı etmeni engelleyecek, tek şeyin sadece şey olduğunu- hayır dur bir dakika- seni kahvaltı etmekten alıkoyabilecek bir şey yok ki”
Ron “Ne yani, ben hep gazete okurum” dedi, gazeteden kafasını kaldırmadan. Harry ve Hermione birbirlerine bakıp kahkahayı bastılar.
“Peeves kafasına dolap falan mı düşürdü acaba?” diye sordu Ginny, sırıtarak.
“Aslında böyle bir şeyin insana etkisi kötü olabilirdi” diye homurdandı Harry. Gülmemek için kendini zor tutuyordu.
“Haklısın” diye onayladı Ginny. “Belki de önceden kafasında bir şeyin olmaması-
“Yeter!” dedi Hermione, ama hala gülümsüyordu. “Dalga geçmeyin sevgilimle”
Hepsi az önceki hallerine geri döndüler.
Ron, uzun bir süre daha gazete okumayı bırakmadı. Harry yine merakına yenilerek masadaki sessizliği bozan kişi oldu.
“Ne okuduğunu niye söylemiyorsun?” diye sordu Harry, kaşlarını çatarak. Ron gazetenin arkasından çıktı ve gazeteyi onun önüne serdi.
“Şu Ferthon’ların hayat hikayesini okuyordum” dedi Ron. “Çok ünlüler ve isimleri hiç unutulmayacağa benziyor”
Harry, ailenin hep birlikteyken çekilmiş resmine bir göz gezdirdi. En önde duran kişi, o kadar yaşlıydı ki, resim için bile düzgün duramayacak kadar yorgun görünüyordu. Yüzündeki kırışıkların sayısı Harry’nin hatırladığı kadarıyla Nicolas Flamel ile yarışabilirdi. Elinde bir bastonla eğik duran ve kısa beyaz saçları dökülmüş olan adamın resminin altında Anglien Ferthon yazıyordu. Altında ise hayat hikayesinin çok kısa bir özeti vardı.
“Çok uzun bir yaşamı olan büyücünün hayatı hep yeni şeyler keşfetmekle geçmişti. İlk icadı olan göz yaşı merhemini on yaşında bulmuştu”
Resimde onun yanında duran kadında, en az onun kadar yaşlıydı. Ancak o, eğik durmuyordu. Gayet dinç görünüyordu.
Yan tarafta kalanlar ise oğulları ve kızları olmalı diye düşündü Harry. Ancak gazetedeki resmin altında şu yazıyordu:
“Dört oğlu ve gelinleri ile huzurlu bir yaşam süren Anglien Neglius Ferthon ve karısı Roberta Grethen-Ferthon , saldırıya kurban gittiler”
Hermione, gazeteye göz gezdirip, yabanmersini reçelinden ekmeğe sürmüş yerken, öyle kalakaldı. Harry gazeteyi okumaya devam edecekti ama Hermione’nin yüzü öyle bir renge bürünmüştü ki; Harry daha önce bu kadar beyaz bir rengi sadece bir kişinin yüzünde görmüştü. Sabah kahvaltısında da o kişiyi düşünmek hiç hoşuna gitmedi.
“Neyin var?” diye sordu Harry.
Ama Hermione az önceki ifadesini bozmadı. Sanki Harry’yi duymamıştı. Ron, Harry’nin neden söz ettiğini anlamamıştı. Ancak o da Hermione’ye bakınca “Hermione, ne oldu?” diye sordu. Hermione nerede olduğunu şaşırmış gibiydi.
Ron ona sarıldı ve Hermione kim olduğunu unutmuş gibi ona baktı.
Hermione “Ben- ben- ben- git-gitmeliyim” diyebildi kesik kesik konuşarak.
Gazeteyi eline aldı ve ayağa kalktı ancak ayaklarında yürüyecek gücü bulamamışçasına sendeledi ve tekrar yerine oturdu.
Ginny yerinden kalkıp Hermione’nin yanına geçti. Az sonra Jane elinde Hermione’nin şişesine çok benzeyen başka bir şişe ile Ginny ve Hermione’nin yanına geldi. O da Hermione’nin tebeşir rengine dönmüş yüzünü görünce “Neler oluyor?” diye sordu. Hermione bir şey söylemedi. Gözlerini gazeteye dikmiş olarak eliyle işaret etti. Harry ve diğer herkes oraya baktı. Gösterdiği noktada ölen ailenin resmi görünüyordu.
Kimse bir şey anlamadığı için Hermione’ye bakarken, Harry’nin gözleri Jane’e kaydı. Onun da yüzü yavaş yavaş Hermione ile aynı duruma geliyordu.
“Aman Tanrım!” diye soludu Jane. O da Hermione’nin diğer yanına çöktü.
“Bu gazetede ne var?” diye sordu Ron şaşkınca. “O kadar okudum, bu kadar korkutucu bir şey göremedim”
“O değil” dedi Jane çatlak bir sesle. “Şu dört kadın” diye ekleyerek parmağıyla Ferthon’ların gelinlerini gösterdi.
Hermione “Rüyalarımızda onlara işkence ediliyor” dedi midesi bulanmış gibi.
Bir Önceki Sayfa



