Bütün olayların üstünden bir hafta geçmişti bile. Neyse ki, her şey eski haline dönebilmişti. Tabii ki, yaşanan paniğin, biraz daha artmış olması dışında…
En azından, insanların burnu, durduk yere kanamıyordu. Ama Harry de, diğer herkes gibi, kendisine ait endişelerinde haklıydı. Her şeyin öyle aniden başlayıp sona ermesi, tedirginliğini hat safhaya çıkarıyordu. Harry’ye göre, belki de Voldemort, neler yapabileceğini gösteriyordu.
Harry, Ron ve Hermione’ye, Malfoy’dan öğrendiklerini anlattığında, ikisi de pek fazla şaşırmamıştı.
“Voldemort’un benim gibileri, ortadan kaldırmak için başka bir numarası tabii” demişti Hermione, umursamaz bir edayla. O gün eskisinden daha iyi görünüyordu. Söylediğine göre, huzur sıvısı ile gayet rahat uyuyabiliyordu.
Ron ise ona kızarak “Senin gibiler diye bir şey yok, Hermione. Hiçbirimiz birbirimizden farklı değiliz” dedi ve sonra Harry’ye dönerek “Dean, Malfoy’un ödünü patlattığını söyledi. Suratını dağıtsaydın keşke” diye ekledi.
Onlara, yara izinin tekrar kanadığı kısmını anlatmamıştı. Zaten gergin olan sinirleri, daha da fazla germenin, bir anlamı yoktu, çünkü.
Aslında neredeyse, her şey eski haline dönmüştü. Yani bir iki ufak şey dışında…
Bir hafta boyunca Slytherinler, onu ne zaman görse, ondan uzak durmaya ve onunla göz göze gelmemeye çalışıyorlardı. Harry, Malfoy olayından sonra, bunu gayet tabii bekliyordu ama, hepsinin hala neden, ondan, bu kadar korktuğunu anlamamıştı.
Sadece Slytherinler olsa iyiydi. Malfoy’u sorguladığı sırada orada bulunan Dean, Seamus ve Lavender da, onunla konuşmaktan çekiniyordu. İçlerinde bir tek Parvati, onların tuhaflığını benimsememişti.
Olaylar sonrasında, Lupin ile aynada, çok kısa bir şekilde görüştü. Olaylardan haberi olduğunu ve ilk Hogsmade ziyaretinde onu Domuz Kafası’na beklediğini söylemişti. Lupin’in söylediğine göre; Dumbledore yaşanan olayların açıklamasını Harry’ye, onun anlatmasını istemişti.
*****
Bitkibilim’de ikili gruplara ayrılmışlar, Himiltin adlı bitkinin benzeri olan Timbirtin tohumlarını saksılara dikiyorlardı. Himiltin, uyku iksiri yapımında, Timbirtin ise tam tersinde kullanılıyordu.
Dersleri Hufflepuff ile olmasına rağmen, Susan’la birlikte çalışmıyorlardı, çünkü birlikteyken ikisinin de dikkati dağılıyordu.
Harry, Dean ile eşleşmişti, ama ne zaman onunla konuşmaya kalksa Dean, ona karşı çok soğuk davranıyor ve sorularına kısa cevaplar veriyordu.
“Tohumların olduğu saksı nerede?” diye sordu Harry ona. Fakat o, Harry ile göz göze gelmeyerek, eliyle işaret etti.
Aslında, ona böyle muamele eden tek kişi Dean değildi. Bir hafta boyunca ne Dean, ne Seamus, ne de Lavender onunla doğru düzgün tek kelime konuşmamıştı.
Onu görmezlikten geliyorlar veya, birlikte kahvaltı ettiklerinde, sanki Harry orada değilmiş gibi, davranıyorlardı.
Bütün bunlara bir anlam veremeyen Harry, sıkıntılarını Ron ve Hermione’ye açtı. Fakat Hermione “Ne diye kafanı yorduğuna anlayamıyorum” dedi umursamazca. “İstediğin zaman biraz korkutucu olabiliyorsun diye seninle konuşmuyorlarsa, bu onların sorunu, senin değil”
Ron’un ise derdi başkaydı. Hermione, Hannah ve Luna ile sohbet edip, hep birlikte ortak salona inerlerken, Harry’yi bir köşeye çekerek “Susan’a ne alacağını düşündün mü?” diye sordu.
“Ne mi alacağım? Ne için?”
“Sevgililer Günü için tabii ki” dedi Ron, sanki Harry’nin bunu hatırlamış olması gerekiyormuş gibi.
“Hiç düşünmedim” dedi Harry dürüstçe. Bütün bu olanlardan sonra, kafasında hiç yer etmemişti bile.
Ron, etrafını kolaçan etti ve kimsenin gelmediğini görünce cüppesinin altından, bir broşür çıkardı.
“Bunu Fred ve George’tan aldım” diyerek broşürü Harry’ye verdi. “Diagon yolunda bir mağazadan almışlar”
Harry, içinde çeşit çeşit hediyenin yer aldığı broşürün, en üstünde yazan yaldızlı yazıyı okudu:
“Aşkınızı göstermenin bin bir çeşit yolu”
Harry, hediyeleri incelerken, iki şeyi fark etti. Birincisi uzun zamandır, ilk defa Hogsmade’e gidecekti, bu da “Lupin ile görüşebilmek” demekti. İkincisi ise artık gerçekten bir kız arkadaşı vardı.
Bir Önceki Sayfa



